“Yazılı ve Görsel Medyada Magazinleşmenin Tarihsel ve Sosyolojik Dinamikleri”, İletişim, 12/2001, G.Ü.İ.F.

Giriş

Toplumun biçimlenmesinde önemli role sahip olan medyanın kendisi de ülkemizde büyük bir dönüşüm yaşamaktadır. Bu durum, medya patronları ve çalışanlarının siyasetçilerle kurduğu tartışmalı ilişkilerin yanı sıra, medya içerikleri ile de doğrudan ilişkilidir. Türkiye’de “medyanın toplumsal fonksiyonlarından biri olan ve toplumu gevşetip rahatlatacak keyif ve eğlence imkanını sunmak, sosyal gerilimleri azaltmak olarak özetlenebilecek eğlence fonksiyonu”(Mcquail, 1990: 71) 80’li yıllardan itibaren diğer içerik türlerine egemen olmaya başlamıştır.

Magazinleşme olarak kavramlaştırdığımız bu yöneliş, global düzeyde hararetli akademik tartışmalara konu olmaktadır. Magazinleşme konusunu eleştirel bir perspektiften sorgulayanlar, giderek artan ticarileşme ve globalleşmenin, kamusal yayıncılığın ve ulus devletlerin savunmasız değerleri koruma güçlerinin azalması ile birlikte, medyanın, demokratik toplumların işleyişi için vatandaşların ihtiyaç duyduğu bilgiyi temin etmeye dayalı geleneksel kamusal alan rolünü yerine getirme yeteneğini tehdit ettiği düşüncesini (Brooks, 2000:196) gündeme getirmektedirler. İngilizce literatürde “tabloidisation ” kelimesi ile karşılanan magazinleşme, eğlenceli ve duygusal motiflerle donanmış içeriğin daha fazla vurgulanması ve basit-kolay tüketilebilir bir sunumla topluma ulaştırması (Schönback, 2000: 63) olarak tanımlanmaktadır.

Medya içeriklerindeki magazinleşme sonucunda toplumda merak uyandıran, hoşça vakit geçirtici konular (trajik olaylar, ünlülerin yaşamları, spor, seks skandalları v.s.) giderek yoğunluk kazanmakta, bunun yanı sıra siyasi, sosyal, ekonomik nitelikli “ciddi” konular da eğlendirici hale getirilerek ve bağlamlarından koparılarak sunulmaktadır.

Ülkemizdeki medya içeriklerindeki dönüşüm, ulaştığı boyutlar nedeniyle, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu çalışmada, yaygın yazılı ve görsel medyadaki magazinel içeriğin ortak ideolojik vurgularını çözümleyerek, magazinleşmenin toplumsal yapının biçimlendirilmesinde üstlendiği işlevleri ve toplumsal değişmeyi hangi yönde etkilediğini bulgulamak hedeflenmektedir. Yaygın medyadaki magazinel içeriğin giderek artması ve medya içeriğini tekdüzeliğe sürüklemesi toplumsal muhalefet duygusunun törpülenmesine ve homojen bir toplum yapısı oluşturmaya hizmet etmektedir. Yaygın medyadaki bu gelişmeye ticari kaygılar nedeniyle alternatif medya da ayak uydurmakta ve sınırlı da olsa, magazinel içeriklerinde bir artış gözlenmektedir.

Bu makalenin amacı, topluma ulaşan iletilerin büyük çoğunluğunun esas kaynağı olan “yaygın medya”daki aşırı magazinleşmeye yol açan, birbirleriyle iç içe girmiş siyasal ve ekonomik ilişkileri, özellikle 80 sonrası dönemi merkeze alarak çözümlemek; yanı sıra da yaygın medyanın sağlam bir savunu olarak sunduğu; medya içeriğinde eğlencenin ağırlık kazanmasının arz-talep örtüşmesine dayandığı argümanını irdelemektir. Ayrıca, yaygın medyada yer alan salt eğlenceye yönelik içeriğin dışında kalan, ancak giderek magazinleşen içerik türleri incelenecek, bugünkü durum tarihsel gelişim ve nedensellik ilişkileriyle birlikte ortaya konmaya çalışılacak ve geleceğe yönelik bir projeksiyon yapmaya uğraşılacaktır.

Türkiye’de Medyadaki Magazinleşme Olgusuna Tarihsel Bir Bakış

Magazinleşme olgusunun yaygınlaşması genellikle magazin-bulvar basınının benimsediği yayıncılık anlayışının diğer basın organları tarafından da kabullenilmesiyle ortaya çıkmıştır.Medyada magazinleşme olgusunun öncüsü, amaçlarını eğlendirirken bilgi vermek olarak tanımlayan ve haber bütçelerini, fantazyaya (kurmacaya) dönük, tatlı haberlerle oluşturan bulvar ve magazin basınıdır. Magazin gazetecileri başlangıcından bugüne insanların ilgisini çeken konuları işlemeyi, ucuza gazete satmayı hedeflemişler ve kitle gazeteciliğinin önünü açmışlardır (Tokgöz, 1994: 285-286).

Bu nedenle magazinleşmenin günümüzde kazandığı görünümü anlamlandırabilmek için öncelikle magazin ve bulvar gazeteciliğinin gelişimine odaklanılmalıdır. Magazin basını ilk olarak dergi türü içinde kendini göstermiş ve Osmanlı Batılılaşmasının basın alanındaki yansımalarının kolaylıkla tespit edilebileceği örnekler oluşturmuştur. İlk magazin dergisi 1873 yılında yayınlanan Cüzdan olmuştur. Yine Haftalık Malumat(1897), Resimli Kitap (1908), Fransızların L’Illustration dergisinin benzeri olan ve 1909’da yayınlanmaya başlayan Şehbal magazin basınının ilk önemli örnekleridir. (Hiçyılmaz ve Evren, 1984: 150; Bayrak, 1994: 129)

Ancak gerçek anlamda magazin basınının gelişimi modernleşme ve Batılılaşmanın temel unsurlar olarak belirdiği Cumhuriyetle birlikte yaşanan değişim aracılığıyla olmuştur. Yeni rejimin tercihleri magazin basınını da etkilemiştir. Tek parti dönemi boyunca üzerinde durulan konular; toplumsal yaşamın tümüyle Batılılaşmasını sağlama, Batı teknolojisinin üstünlüğünü vurgulama, kadınların toplumsal hedeflerle uyumlu bir biçimde klasik eş ve anne rollerini terk etmeden Batılı yaşam biçimlerini benimsemeye yönlendirilmeleri; üst kültüre ait konuların popülerleştirilerek ele alınması yoluyla kitlelerin bir biçimde eğitilmesi ve gündelik yaşamın sıradanlığını renklendiren ilgi çekici olayların, toplumsal ikonların özel yaşamlarının sunulmasıyla sınırlanmıştır. 1950’lerde çok partili demokrasinin benimsenmesi ve ABD ile yakınlaşma ise magazin basınının içeriklerinde yeni öğelerin yer almasını sağlamıştır. 80’li yıllara kadar süren bu dönemde magazin basınına eklemlenen yeni öğeler; fırsatçılık ve girişimciliğin kışkırtılması; kültür-sanat konularının öneminin giderek yitirmesi; salt eğlendirici içeriğin çoğalması; soğuk savaşın getirdiği anti-komünizm propagandası; cinselliğe ilişkin konuların toplumsal değerlerden ve değerlendirmelerden giderek sıyrılarak sunulması; kollektif ikonların özel yaşamlarının sorumsuzca ele alınma alışkanlığının gelişmesi ile özetlenebilir.(Oktay, 1993: 46-88)

Magazin basını ile eşanlı gelişen ve medyanın bugünkü tekdüze, eğlencenin hakimiyetine girmiş içeriğinin meydana gelmesine zemin hazırlayan bir diğer unsur olan bulvar gazeteciliğinin ilk örneklerine ise 1960’lı yıllarda rastlanmaktadır. Bulvar gazeteciliğine geçişi sağlayan faktörlerden ilki, bu dönemde büyük sermayenin basın alanına girmeye başlaması ve buna bağlı olarak sektörün teknik donanımının gelişmesiyle birlikte büyük gazetelerinin hemen hepsinin gazete basımının dışında kalan potansiyeli kullanmak için ikinci bir hafif içerikli gazete yayınlama yoluna gitmeleridir. Diğer faktör ise 1961 Anayasası’nın getirdiği görece özgür ve sansürsüz siyasal ve sosyal ortam olmuştur. Böylelikle gazeteler o zamana kadar basılması yasak olan çıplak kadın fotoğraflarının yanı sıra, sansasyonel haberlere de ağırlık vermeye, büyük boy fotoğraflarla haberleri süslemeye başlamışlardır. Ancak bulvar gazeteciliğine yönelik talebin güçlenmesi için renkli baskının gelişmesi ve geleneksel ahlak değerlerin gücünü kaybetmesini beklemek gerekmiştir. Örneklersek ilk dönemlerde bulvar basını yerli çıplak kadın fotoğrafı bulmada güçlük çektiği için yabancı dergilerden alınan fotoğraflarla sınırlanmak durumunda kalmış, bu durum baskı kalitesinin düşüklüğü ile birleşince toplumun görsel açlığı ancak limitli kârlara dönüştürülebilmiştir (Koloğlu, 1994: 78-80; Turgut, 1995: 39-40). İlk renkli baskılı ve gerçek bulvar gazeteleri olan Son (1966), Yeni Asır (1967) ve Günaydın (1967) gazeteleri, bulvar gazeteciliğinin gelişimi açısından önemli köşe taşları olmuşlardır.

Magazin ve bulvar basınında egemen olan yayıncılık anlayışın giderek tüm basın organlarında ağırlık kazandığını görmek için 80 sonrasını beklemek gerekmiştir. 80’li yıllarda Türkiye Batı’daki neo-liberal yönelişlerin ve ülkede yaşanan ekonomik, siyasi ve toplumsal kaosun etkisiyle 24 Ocak Ekonomik Kararları ile başlayan, 80 askeri müdahalesi ile uygulanabilirliği sağlanan yeni bir ekonomik ve politik yapılanmanın yaşandığı bir döneme girmiştir. Bu dönemdeki kısıtlamalar ve büyük sermayenin medya sektöründeki egemenliğinin ileri boyutlara ulaşması medyanın yeni bir görünüm kazanmasına neden olmuştur.

Bu yeni görünüm ana hatlarıyla ele alınarak incelenirse, 80’lerden günümüze değin yapılan yasal kısıtlamalara dayanarak çok sayıda gazete, radyo ve televizyonun kapatıldığı, bir çok gazetecinin adli soruşturmaya uğradığı görülecektir. Siyasal konjonktür meslek mensupları ve yöneticiler için kaçınılmaz oto sansür uygulamalarını beraberinde getirmiş, bu durum içselleştirilmiş ve yayıncılık anlayışı adeta geri dönülemez bir biçimde ‘zararsız’ yani eğlendirici içeriğe doğru kaymıştır. Depolitizasyon sürecinin gösterdiği istikamette yayın yapabilmek ve içeriği cazip bir biçimde doldurmak çabası, basında magazinleşme dönemini başlatan ve geliştiren önemli bir faktör olmuştur.

Medyanın yeni bir görünüm kazanmasını sağlayan diğer faktör olan medya sektörü sahipliğinin tamamen büyük sermaye gruplarının eline geçmesi de yapısal dönüşümü hızlandırmıştır. Medya grupları ya da holdingler teknik altyapıya büyük yatırımlar yapmışlar, bu durum büyük bütçe açıkları yaratmış ve yapılan yatırımı verimli hale getirmek, tirajı dolayısıyla reklam gelirlerini büyütmek için daha çarpıcı, salt satışı arttırmayı hedefleyen bir içeriğe doğru yönelme söz konusu olmuştur.

Tüm dünyada olduğu gibi Türk basını da, televizyonun görsel-işitsel çekiciliği ile giderek temel medya konumunu kazanması sorununu aşma ve varlığını sürdürme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Televizyon alıcılarının bütün evlere girmesi, 1983 yılından itibaren renkli yayınların başlaması ve nihayet 1990’da özel televizyon kanallarının yayına geçmesiyle birlikte, televizyonla rekabet edebilme ve varlığını devam ettirebilme sorunu zorlayıcı bir unsur olarak belirginleşmiştir. Yazılı basın, tirajını koruyabilmek için kolaycı bir çözüm yolunu tercih etmiştir. Televizyona alternatif olabilecek, kapsamlı, araştırma/incelemeye dayalı farklı bir medya olma anlayışına yönelmek yerine daha çekici ve televizyonu taklit eden içerik yapılarına ağırlık verilmiştir. Tüm bu faktörler, 80’lerde sayısal bir çoğalma gösteren Tan, Bulvar, Bugün gibi bulvar gazetelerinin gazetecilik anlayışının medyanın yazılı basın kısmında giderek ağırlığını arttırmasına veya bir başka deyişle “magazinleşme” olgusunun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Magazinleşme olgusunun diğer cephesini oluşturan televizyon programlarının magazinleşmesi ise basın ile karşılaştırıldığında yeni bir olgudur. Düzenli yayınlarına kamu televizyonculuğu sistemi içinde, 1968 yılında başlayan televizyon, uzun yıllar, sınırları resmi ideolojinin uygun gördüğü sosyalizasyon hedefleri doğrultusunda çizilmiş bir yayıncılık anlayışının yansımalarını topluma sunmuştur. Televizyonun tek boyutluluğunun aşılması ise, ancak 80 sonrasında ülkenin siyasi ve ekonomik düzenindeki değişmeler, buna bağlı olarak toplumun televizyon yayıncılığı dahil olmak üzere her konuda beklentilerinin artması, ülkenin telekomünikasyon olanaklarının iyileştirilmesi, özel sektörün bu gelişmelerden cesaretlenerek medyanın bu alanına da girmeye karar vermesiyle mümkün olabilmiştir. İlk ticari televizyon kanalı 1990 yılında yasal olmayan bir biçimde yayın yapmaya başlayan Star-1’dir(Karahan Uslu, 2000:66-67). Bu kanal aracılığıyla açılan yolun, ekonomik ve politik getirisinin ne denli çekici olduğunu görmek için yayın yapan televizyon kanallarının sayısına bakmak yeterlidir. Halen 16 ulusal, 19 bölgesel, 229 yerel özel televizyon kanalı izlerkitle ile buluşmaktadır (www.rtuk.gov.tr).

Ticari televizyon kanallarının artarda medya sektörüne eklemlenmesi, kitle iletişim araçları tarihimizdeki en sınır tanımaz rekabet ortamının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu rekabet hem yukarıda değinildiği gibi yazılı basında, hem de televizyon kanalları arasında yeni uygulamalara aracı olmuştur. Televizyon kanalları arasındaki izlerkitleyi elde tutma ve reklam pastasındaki en büyük paya sahip olabilme yarışı giderek hızlanmıştır. Bu yarış içeriklerin giderek daha cüretkar, daha eğlenceli olmasını, ele alınan konunun -içinde yer aldığı programın formatı ne olursa olsun- magazinel yönlerinin ön plana çıkarılmasını, izlerkitlenin oyalanmak suretiyle elde tutulmasını egemen yayıncılık anlayışı haline getirmiştir.

Ancak bütün bu ekonomi merkezli nedensellik ilişkilerinin yanı sıra -aşağıda daha detaylı olarak ele alınacağı gibi- magazinel medya içeriğindeki artışı güdüleyen bir diğer etkenin medya sahip ve seçkinleri ile siyasal elitler arasındaki çıkar ilişkileri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Özellikle habercilik alanında toplumda sistemin aksayan yönlerine karşı eleştirel bir bakışın oluşmasına neden olacak uygulamalar; düzenlemeler, skandallar v.s. içi boşaltılarak, sıradan bir haber ya da ‘ilginç bir olay’ konumuna indirgenerek sunulmaktadır. Bu suretle muhalif bir oluşum, bilginin farklı bir biçimde sunulması yoluyla engellenmektedir. Böylelikle, hem toplum olup bitenden haberdar olduğunu düşünmekte, hem de kollektif aklın ve hafızanın, sistemin istemediği düşüncelere kapalı kalmasına medya iletileri aracılığıyla katkıda bulunulmaktadır.

Magazinleşme ve İçerik Türlerinin Değişen Yapısı

Basın ve televizyondaki magazinleşmenin boyutlarını ortaya çıkarabilmek için, haberlerin ve program türlerinin nasıl değiştiğini belirlemek gerekmektedir. Değişen yayın anlayışı sırasıyla yazılı basın ve televizyon içerikleri üzerinden incelenmeye çalışılacaktır.

Güncel Türk basınını çok boyutlu bir değerlendirmeye tabi tutan Koloğlu (1996: 139) gazete içeriğini üçe ayırarak yaygın basının 1/3’ünün ilan, 1/3’ünün görsel malzeme, 1/3’ünün yazıya ayrıldığını ve görsel malzeme ve eğlence için çalışanların en geniş grubu oluşturduğunu tespit etmektedir. 1970’li yıllarda siyasi ve yerel haberler için çalışanların yüzde yetmişi oluşturduğu, fotoğrafçı, magazinci ve spor yazarlarının yüzde beşleri aşmadığı da göz önünde tutulacak olursa, basında çok köklü bir yapısal değişimin varlığıyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Bu değişim ciddi gazete olma iddialarını sürdüren büyük gazetelerin haber sunum ve değerlendirmelerinde eğlendirme, oyalama yönteminin benimsenmesini de beraberinde getirmiştir.

Basın içeriğini görsel malzeme ve yazı olarak ikiye ayıracak olursak, görsel malzemeye 80’lerden günümüze doğru giderek genişleyen bir yer ayrıldığını ve gazetelerin haberin okunması yerine, görülmesini sağlamaya çalışan bir anlayışı benimsediğini söylemek mümkündür. Bu durumun haberin algılanması, nedensellik ilişkilerinin kurulması ve öznel bir yargı geliştirilmesi üzerinde olumlu etki yaratmayacağı açıktır. Ayrıca ağırlıklı olarak magazin haberlerini destekleyen fotoğraflara genellikle haberin kendisinden daha büyük yer ayrılmakta, kadın cinselliğini vurgulayan fotoğraflar daha sık kullanılmakta ve üst gelir grubuna dahil kişilerin özel hayatları ile ilgili olaylar gazetelerin birinci sayfaları da dahil olmak üzere yer bulmaktadır. Fotoğraf aracılığıyla zenginliğin nimetleri gösterişli bir biçimde sunulmakta, gazete tüketicilerinin üst gelir gruplarının yaşam biçimlerine özenmeleri sağlanmakta, başka bir söyleyişle onların statü atlama umutları beslemelerine yol açmaktadır. Toplumsal statü değişikliklerinin siyasal bir sorun olduğu, tüketim ideolojisinin fotoğraf yoluyla benimsetilmesi sayesinde algılama alanından uzaklaştırılmaktadır (Oktay, 99). Basında fotoğraf kullanımı yaşanılan gerçekliğin aksayan yönlerini en çarpıcı boyutlarıyla dışlaştırma potansiyeline sahip bir yardımcı unsur olmaktan çıkıp, giderek eleştirel bakış açısının ortaya çıkışını engelleyen bir unsur olmaya doğru yönelmektedir.

Gazetenin kendisi diye adlandırabileceğimiz yazı kısmında ise siyasi haberleri de kapsayarak, tüm haber türlerinde anlatı biçeminin değiştiğini, olayın renkli ayrıntılarının olayın kendisi kadar ön plana çıkarılarak sunulduğunu görüyoruz. Bir başka deyişle yaşanmış gerçeğin yeniden üretimi olan haberin, nesnel gerçeklikle arasındaki mesafe giderek açılmaktadır. Haber günümüzde adeta imgesel bir yolculuğa çıkmıştır (Özkök, 1982: 143). Oktay’a (106-111) göre bu süreçte yaşanılan esas sorun yazının yazı yoluyla gözden düşürülmesi, içeriksizleştirilmesi veya gerçek mesajların gürültüye dönüştürülmesidir. Türk basınında tüm haberleşme ağı bilinen gerçekler, gündelik alışkanlıklar, standart tanımlamalar, basma kalıp yargılar (stereotype) aracılığıyla kurulmaktadır. Böyle bir dil kullanımıyla olayların sosyo-ekonomik nedenleri ortadan kaybolmakta ve nedensel boyutunun görülmesi dolaylı bir biçimde engellenmektedir. Magazinel yaklaşımın hakimiyetiyle birlikte her türlü haber; yaşanan umutsuzluklardan, yıkımlara değin her konu ve durum olağanlaştırılmakta, gerçek bir meta kimliğine büründürülerek sunulmakta, haberlerin imajinatif başlıklarla iletilmesi bilgilenme sürecini büyülenme sürecine dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Gerçek, yaygın medyanın iç bükey ya da dış bükey aynalarında ya küçülmekte ya da büyümekte, doğal boyutlarını yitirmektedir.

Ayrıca aynı durumun gazetedeki diğer yazı türleri içinde de yaygınlaştığı, röportajlar, hatta köşe yazılarının dahi okurunu eğlendirme, günü kurtarma, ilgisini çekme amacıyla üretimde bulundukları belirtilmelidir. Artık bir çok köşe yazısı, üreticisinin özel hayatı, köpeği, dostları, gezip gördükleri, karısı, yediği yemekler, siyasetçilerle kurulan yakın dostluklarını ima eden diyaloglar, hatta cinsel fantezileri ile donanmıştır. Bu noktada Curran ve Sparks’ın (1999: 464) İngiltere’nin eğlence içerikli popüler basınını değerlendirdikleri çalışmalarındaki eğlence içeriğinin büyük bir kısmının politik makalelerde açıkça ortaya konan düşünce ve değerleri tamamladığı ve eğlencenin politikaya üstün geldiği yönündeki tesbitleri ilginçtir. Bu tespit her ne kadar yapısal farklılıkları olan bir medya yapılanmasına ilişkinse de Türkiye’de de yaygın basının magazinleşme sürecinin benzer bir yöneliş içinde olduğunu söyleyebiliriz

Çalışmamızın üzerinde odaklandığı diğer medya olan televizyon içeriğini, kendi sorunsalımız dahilinde incelemeye başlamadan önce; kamu ve özel televizyon kuruluşlarının yayın ilkelerini belirleyen karmaşık ilişkileri bir tarafa bırakarak bu aracı değerlendirirsek; televizyonun toplumu “bilgilendirme” ve “eğlendirme” amacına hizmet eden bir kitle iletişim aracı olduğu açıktır. İkinci amacın giderek birincinin önüne geçmesi; hatta bilgilendirici içeriği etkilemesi ve dönüştürmesi olgusu, televizyon içeriklerindeki magazinleşmeyi doğurmaktadır. Bu durum iki biçimde ortaya çıkmaktadır. İlki televizyonun salt eğlenceye yönelik içerikleri olarak tanımlayabileceğimiz; dizi, film, müzik, müzik-eğlence, talk show, yarışma ve magazin programlarının yayın süreleri içinde oranının giderek artmasıdır. Diğeri ise toplumsal, kültürel ve siyasal bağlamda yaşanılandan toplumun haberdar edilme işini üstlenen program türlerinde de eğlencenin ağırlık kazanmasıdır. Televizyondaki dil ve görüntü kullanımı farklı program türlerinde giderek benzer özellikler göstermeye başlamıştır. Bilgilendirici içeriklerde bile eğlendirici unsurların kullanılıyor olması, televizyondaki magazinleşme olgusunun yaygınlık derecesini göstermektedir.

Piyasa koşullarında varlığını devam ettirme ve kârlılığını arttırma mücadelesi içinde olan medya sahiplerinin siyasal ve tecimsel amaçlarına hizmet eden televizyon, basından farklı olarak izleyicilerini gün boyu tatmin etmeyi hedefler. Bireylerin mevcut bütün boş zamanlarına sahip olma hedefi ve televizyon kurumları arasındaki rekabetin giderek artışı, haber formatının değişimini beraberinde getirmiştir. Televizyon kendisinin diğer medyalar üzerinde üstünlük sağlamasını mümkün kılan görsel-işitsel bir anlatı aracı olmasının avantajını görselliğini sınırsızca kullanarak elde tutmaktadır. Bu kullanış, televizyon haberciliğinde eldeki haberlerin görsel malzeme unsuruna göre seleksiyona uğramasıyla sonuçlanmaktadır. Medya elitleri ve eşik bekçileri tarafından izleyicilerin ilgisini çekecek meraklandıracak, cinsel arzularına göndermede bulunacak nitelikte olduğu varsayılan konular haber değeri düşük de olsa haber bültenlerine dahil edilmekte, ön plana çıkarılmaktadır.

Kaplan’a (1992: 75-79) göre televizyonun ayırt edici özelliği olan öykü-anlatma (mit-üretme) haberler, haber programları, spor ve bilim programları gibi gerçek olaylara dayalı programlar için de geçerlidir. Farklı televizyon türlerinde öykü anlatılırken farklı estetik biçimler ve öyküleme tarzları kullanılmakta, sözde gerçekçi yapısına karşın düşsel bir dünya sunulmaktadır. Televizyona yönelik bütünsel incelemesinde farklı bir perspektiften bakan Esslin’de(1991: 56-68) temel tezini televizyon dilinin drama dilinden başka bir şey olmadığı şeklinde özetlemektedir. Televizyon bütün dramalar gibi en büyük görsel ve duygusal etkiye sahip sahnelere faaliyetini yoğunlaştırır ve görsel dramayı yavaşlatan malzemeleri görmezden gelir. Televizyon profesyonelleri için haber programlarının sürelerinde esneklik bulunmayışı ve yayının izlenme oranlarını yüksek tutabilme zorunluluğu bir araya gelince, aracın kendi iç mantığının zorlamasıyla gerçeklik parçaları fantezi içinde erimektedir. Aynı durum araştırma programları, belgeseller, spor programları için de geçerli görülmekte, izleyicilerin ekran başında geçirdiği zaman total bir gündüşüne dönüşmektedir. Bu durum televizyon yayıncılığına giderek hakim olan magazinel mantığın farklı program türlerindeki yansıması olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Magazinleşmenin İdeolojik Arkaplanı

Buraya kadar farklı kitle iletişim araçları üzerinden medya içeriğindeki magazinleşmenin tarihsel dinamiklerle bağlantılı olarak gelişimi ve farklı içerik türlerinde ortaya çıkış biçimleri üzerinde durulmuştur. Gelişim sürecine dayanılarak yapılan inceleme mevcut durumu anlamayı sağlayabilir. Fakat çalışmanın anlama çabasında olduğu diğer bir sorunsal magazinel medya içeriğine içkin olan ideolojinin ortak vurgularının irdelenmesidir. Bu yönde yapılacak analizler, 80’lerden bugüne süregelen toplumsal metamorfozun çözümlenmesindeki anahtarlardan biri olma potansiyeline de sahiptir.

Simgesel gücün kullanımı ve düşüncelerin insanların inanç ve eylemleri üzerindeki etkisine gönderme yapan ideoloji kavramıyla, iletişim araçlarının toplum üzerindeki etkisi yakından ilişkilidir. Thompson genel olarak kitle iletişim araçlarının -yalnızca haberlerin değil her tür programın- çağcıl toplumlardaki ideolojinin kapsamını büyük ölçüde genişlettiğine inanmaktadır (akt. Giddens, 2000:406-407). Aynı görüşü paylaşan Kellner’de (1987:471) elektronik medyanın kapitalist toplumdaki merkezi rolünün, ideolojinin doğasını ve sosyal işlevini değiştirdiğini öne sürmektedir. Miliband’ın “kitle iletişim araçları herkesin sisteme top yekun ve tutucu bir şekilde ayak uydurmasını sağlayamaz; zaten bunu hiçbir şey sağlayamaz. Ama çatlak sesleri tümüyle bastırarak değil, uylaşımın dışına düşen fikirleri, garip sapkınlıklar olarak temsil ederek bir tür mutabakat iklimi oluşturulmasına katkıda bulunabilirler”(akt. Swingewood, 1985:118) saptaması da kitle iletişiminin hakim ideolojinin toplumsal beklentilerini gerçekleştirmede üstlendiği işlevlere göndermede bulunmaktadır. Bu noktada kendi sorunsalımızdan hareketle medya aracılığıyla topluma ulaşan ileti yapılarının genel özellikleri ve işlevleri irdelenmelidir.

Magazinel içeriğin ağırlığını arttırmasının arkaplanındaki ideolojik işlevlerin ana hatları, birkaç nirengi noktasından hareketle çizilebilir. Öncelikle yaşanılan dünyanın taşıdığı anlam ya da tarihsel gerçeklik, eğlence aracılığıyla dikkati farklı yönlere kaydırılan izleyici tarafından bütünlüklü olarak anlaşılamayışıyla sonuçlanmaktadır. Yaşamın her alanında ve anında geçerliliğini sürdüren gündelik gerçekliğin üstünden atlanmakta, bireyin yaşamını çevreleyen gerçekliğin yerini başka dünyaların ve başka insanların gerçeği almaktadır (Ergül, 2000:67). Magazinel içerik içinde önemli yer tutan gösteri ve spor dünyasının iktidarsız seçkinleri ile sosyete olarak adlandırılan üst ‘gelir’ grubuna dahil kişilerin özel yaşamlarındaki renkliliğin, yüksek refah seviyesinin ve şöhretin çekici yönlerinin sıklıkla vurgulanması topluma yeni tüketim özlemlerinin ekilmesine hizmet etmektedir. Bu içeriğin tüketicisi olmanın ötesine geçemeyen orta ve alt sınıflara mensup bireyler madalyonun diğer yüzüyle nadiren karşılaştırılmaktadır. Özellikle iktidarsız seçkinler grubundaki kimliklerin elde ettiklerine karşılık olarak ödemiş oldukları bedellerden söz edilmemeye özen gösterilmektedir. Bunun yanı sıra benzer türdeki konu ve haberler aracılığıyla geniş toplum kesimleri ‘sanal eklemlenme’ olarak kavramlaştırabileceğimiz kollektif bir psikolojiye yönlendirilmektedirler. Alt ve orta sınıflar için hiçbir zaman dahil olamayacakları yaşamlara tanık oldukları, nüfuz edebildikleri ve ‘eşitlendikleri’ yanılgısı üretilmektedir. Bir yandan üst gelir grubunun kendi ürettikleri artı değerlere sahip oldukları için bu yaşam biçimini sürdürebildikleri gerçekliği perdelenirken, diğer yandan çok büyük ölçülere varan sosyo-ekonomik eşitsizlikler adeta doğallaşmaktadır.

Artık ünlülerin özel yaşamları, yaşam kalitesini ilgilendiren meseleleri etkileyen kamusal ve genel politikalardan daha fazla haber olmaktadır (Washington Jr., 1999: 68). Bunun yanı sıra “magazin söylemi dünyayı ve olguları açıklarken basma kalıp yargılar ve klişelerden yararlanmakta ve olaylar ile nedenler arasındaki bağı koparmaktadır” (Eraslan, 1993:154).Yeni yayın anlayışı topluma yaygın medyanın tüm enstrümanları aracılığıyla, bütün konuları kapsar bir biçimde ve kesintisiz olarak sunulduğunda, olup bitene mesafeli ve eleştirel bir duruşla yaklaşma olasılığı oldukça zayıflamaktadır. Yaygın medya aracılığıyla elde edilen her türlü enformasyon; içinde yaşanılan dünya, toplum ve siyasal sistemin işleyişi hakkında bilgi edinme ve çözümlemede bireyin birincil referans kaynağıdır. Magazinleşme medyanın egemen söylemi haline geldikçe, izlerkitlenin zihninde gerçek eğlencenin içindeki bir ayrıntı olmaktan öte bir anlam taşıyamamaktadır. Medya, yaşanılan gerçekliğin perdelenmesi çabalarının kaynağı olma konumunu giderek daha fazla benimsemektedir.

Bennett’e (2000:364) göre insanların politik faaliyetleri doğruluk, ahlak ve gözlemlenebilir sonuçlar gibi özelliklerden çok dramatik özelliklere göre değerlendirme durumuna gelmeleri, politik aktör cephesindeki tutarsızlık, ikiyüzlülük, başarısızlık gibi ‘küçük’ sıkıntıları affetme yoluna gitmeleriyle sonuçlanabilir. Böyle bir toplumsal af mekanizmasının varlığından, siyasi yolsuzluklarının kariyerlerini zedelemediği politikacı örnekleri hatırlandığında, Türkiye özelinde de söz etmek mümkündür. Bu noktada medya iletilerinin geneline hakim olmaya başlayan eğlencenin, konuların siyasal ve toplumsal boyutunu ortadan kaldırdığı, bu ürünlerin tüketicilerini de hafızasızlaştırdığı ve depolitize ettiği yeniden hatırlanmalıdır.

Bunların yanı sıra magazinel içeriğin üzerinde pek durulmayan bir diğer işlevi ahlaki değerlerin değişimine yöneliktir. Kitle iletişim araçlarının kültürel etkileri çerçevesindeki önemli tartışma alanlarından biri ahlaki değerlerin dönüşümünde medyanın hangi duruşu tercih ettiği konusudur. Bugün medyadaki magazinel içerik içinde özellikle kollektif ahlak değerlerine aykırı olarak kadın cinselliğini teşhir eden iletilerin yoğunluğu, seks skandalı olarak adlandırılabilecek olayların, tanınmış kişilerin homoseksüel ilişkilerinin ,aktarımı ve değerlendirilmesinde toplumun yaygın ahlaki referanslarından giderek arınılmakta olunduğu rahatlıkla görülmektedir. Suçun gotik detaylarına halkın duyduğu ilgi ve medya pazarlamacılarının satış stratejileri nedeniyle sapkın davranışlarla ilgili haberlerin birinci sayfadan verilmesi uygulaması da yaygınlaşmıştır. Uzmanlar bunun bir sonucu olarak bir zamanlar “anormal” olarak nitelenen davranışların giderek “normal” halini aldığını belirtmektedirler (Marquand, 1997:2). Dolayısıyla magazinleşmenin toplumun ahlaki değerlerinin farklılaşmasını hızlandıran işlevinden de söz edilebilir.

Medyada Magazinleşmeyi Meşrulaştıran “Okur/İzleyici Beğenisi” Argümanının Sorgulanması

Buraya kadar kendi sorunsalımızı merkeze alarak yaptığımız çözümleme ve eleştiriler karşısında yaygın medyanın popülist bir yaklaşımla, yayın anlayışlarının izleyici merkezli olduğu, medyanın halkın isteklerini tatmin etmeyi tercih ettiğini öne süren savunusu da süreci gerçekçi bir biçimde anlamak için incelenmelidir.

Mevcut durum toplumun talepleriyle örtüşmekte midir? İlk bakışta bu cevabın karşı konulması, güç argümanlara dayandığı görülmektedir. Bu durumu televizyon iletileri açısından, somut bir örnekle açıklarsak; programların izleyici ölçümlerini yapan AGB şirketinin, 2000 yılı Ağustos ayı ‘20 Yaş Üstü Yetişkinler En Çok İzlenilen 100 Program Listesi’nde ilk üç sırayı maç yayını, sonraki dört sırayı yerli film/dizi ve sonraki iki sırayı magazin programları paylaşmıştır. Bu listede ilk yer alan haber bülteni magazinel içeriğe en çok yer verdiği gözlemlenen Show TV Ana Haber Bülteni’dir ve izlenme sıralaması otuz olarak belirlenmiştir. En çok izlenen yüz program içerisinde yetmiş altıncı sırada ATV Ana Haber Bülteni’nin dışında herhangi bir haber bülteni, haber-tartışma programı, belgesel, araştırma programı sıralamaya girememiş, eğlenceye yönelik olmayan program türlerinden salt ‘Para Hattı’ isimli ekonomi programı doksan altıncı sıradan sıralamaya girmiştir. Ancak, gerçekte meşrulaştırma mekanizması olarak kullanılan bu ve benzeri veriler daha karmaşık bir ilişkiler bütününü ifade etmektedir. Burada da bu ilişkiler magazinel içeriğe yönelik tüketici talebinin dinamikleri üzerinden belirlenmeye çalışılacaktır.

Modern toplumlardaki işbölümü; geniş halk kitlelerinin özellikle doğrudan politik katılımını engelleyen bir yapı oluşturur. Eğitim yoluyla bilgi ve kültürün bölüşümü de geniş kitleleri yüksek düzeydeki entelektüel üretimin dışında tutmakta ve bu kitleler iletişim araçlarının da etkisiyle kendi gündelik hayatlarının içine itilmektedirler (Belge, 1997: 369). Diğer taraftan bu kitleler teknolojik gelişmelerin getirdiği konfor ve olanaklara karşın gündelik hayatlarını giderek daha tekdüze, yalnız geçirmekte ve içinde bulundukları döngüde gerçek kırılmalar yaşama olasılığı olmadığını daha fazla hissetmektedirler. İşte bu noktada yaygın medya devreye girmektedir. Medya gündelik yaşamın akışı içinde çoğunlukla adı konmayan bir arayış içindeki bireyin bütün ihtiyaçlarını tatmin ederek ya da bu yanılgıyı üreterek varlığını sürdürmeyi ve güçlendirmeyi hedeflemekte; bu ihtiyacını tatmine yönelik yapay tadlar üretmektedir.

Bu üretimin ideolojik arka planı önceki başlıkta tartışıldığı için tekrar edilmeyecektir. Ancak magazinin modern insanın psikolojik bir rahatlama sağlamak, gündelik stresten uzaklaşmak gibi doğal taleplerini tatmin eder gibi görünerek, serüveni kalmamış insanlara hayali bir serüven yaşattığının altı çizilmelidir. Magazinel içeriğin işleyişinin bir kaç ana yönü olduğu söylenebilir. Birincisinde uzak ve erişilmez görüneni gündelikliğin bayağılığı içinde sunarak evcilleştirir, büyüsünü bozar ve sıradan hayatın dışına kimsenin çıkamadığı göstererek rahatlatır. İkincisi, olağanı fantastikleştirir (Belge, 1997: 370) ve yapay heyecanlar yaşatır. Üçüncüsü, gerçekliği nedensellik ilişkilerinden kopararak sunar ve bireyi olup bitene yönelik zihinsel mesai yapma zahmetinden kurtarır.

Dolayısıyla somut verilerle de saptanan eğlenceyi önceleyen toplumsal talebi üreten, istenilir kılan “çağdaş toplumlarda işbölümü, çalışmaya ve boş zamana verilen anlam, politik iktidarın paylaşılma biçimi gibi yapısal özelliklerdir. Bütün bu yapılar, toplumun bireylerini belirli alanlarda edilgenleştirirken, etkinliklerini de ancak belirli alanlarda yoğunlaştırmalarına yol açmıştır. Böyle bölünmelerin sonucunda genel olarak kitlenin ilgisi ’gündelik hayat’ çerçevesi ile sınırlanmış, magazin gündelikliğin monotonluğunu giderici bir yanılsama dünyası olarak özel bir işlev kazanmıştır.”(Belge, 1997: 378).

Söz konusu etkenler doğrultusunda magazine ve eğlenceye yönelik talep anlam kazanmaktadır, ancak eleştirel bakışı gerekli kılan Türkiye yaygın medyasınca bu talebin istismar edilişidir. Tüketici kitlenin gündelikliğin sıradanlığından sıyrılma isteğine karşılık olarak üretilen eğlendirici içerik ve eğlenceleştirilen içeriğe ayrılan yer tüm kitle iletişim araçlarında giderek arttırılmaktadır. Bu durum ağırlıklı olarak yaygın medyayı takip eden geniş toplum kesimlerinin bu yayın mantığını kanıksamaları, doğallaştırmalarıyla sonuçlanmaktadır.Yukarıda ifade ettiğimiz medya içeriğinin toplumsal talepten kaynaklandığı savunusu ise mevcut durum karşısında kendi kendini yanlışlamaktadır. Yaygın medya kategorisine giren bütün medyalar zaman içerisinde birbiriyle aynılaşmıştır. Dolayısıyla farklı bir medya içeriğiyle karşılaşma olasılığı olmayan, bu konuda çaba gösterme pratiğinden de yoksun olan, geniş toplum kesimleri ekonomik ve politik kaygılarla bilinçli olarak kendini kısırlaştıran yaygın medyanın sunduğu sınırlı mönüye yönelmektedirler. Burada söz konusu olan arz-talep örtüşmesinden ziyade ‘arz dayatması’dır. Dolayısıyla bu noktada eğlendirici içeriğe yönelik sorun “(medyanın) .bize eğlendirici temalar sunması değil, bütün temaların eğlence olarak sunulması” (Postman, 1994: 99) ve eğlencenin medyanın meta-anlatısı olması yolunda büyük bir ilerleme kaydetmesidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Buraya kadar Türkiye medyasının ekonomik ve siyasi kaygılarla kendini hapsettiği kısır bir döngü haline gelen magazinleşme olgusunun çeşitli boyutları üzerinde durulmuştur. Ulaşılan sonuç; en genel anlatımıyla medyanın toplumsal fonksiyonlarında ciddi bir aşınmanın varlığını tespittir. Yaygın medya giderek toplumsal sorumluluk rolünü göz ardı eden, demokratik çoğulculuk ilkesine dayalı yayıncılığı, halkı eğlendirmek olarak algılayan bir görünüm kazanmaktadır. Bu süreçte medya şirketleri özgür düşünce ve konuşmanın kaleleri olarak değil, iyi satan eğlendirici mallar üreten endüstriyel örgütler olarak boy göstermektedirler (Hayashi, 2000: 160). Ancak magazinleşmenin medya endüstrileri için uzun dönemli sonucu açıktır. İzleyiciler ve okuyucular artık okudukları ve izledikleri şeye daha az inanmakta ve bir bütün olarak haber endüstrisi güven kaybına uğramaktadır (Alter, 1995:38). Medya endüstrisinin ticari hedeflerini tatmin isteği toplum nezdinde itibar krizi içine girmesiyle sonuçlanmıştır.

Magazinleşmeyi olası toplumsal etkileri merkeze alarak değerlendirdiğimizde ise; ülke koşullarında giderek zorlaşan, eşitsizlikleri derinleşen gündelik yaşam karşısında gerçekliği her an yeniden kurgulayan yaygın medyanın topluma sonu gelmeyen bir gösteri sunduğunu görüyoruz. Bu da kollektif zihinde olgu ve olayların nedensellik ilişkilerinden kopmasına, sisteme yönelik sorgulamaların üretilmesinin olanaksızlaşmasına ve toplumun kendi değerlerine yabancılaşmasına neden olmaktadır. Kültür endüstrisinin bütün enstrümanları uyum içerisinde apolitik, eleştirellikten uzak bir toplum üretmeye yönelmiştir. Adeta toplumsal sistemin tüm unsurları bağımsız, eleştirel bir akla sahip, kültür ürünlerinden ve medyadan daha zengin bir içerik beklentisi içine girebilecek nitelikte bir toplumun üremesinin engellenmesi üzerine temellenmiştir. Siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel dinamikler uyumlu bir biçimde toplumu eğlenceye itmekte, eleştirellikten uzaklaştırmaktadır. Dolayısıyla medya içeriğinin evrileceği yöne dair yapılacak spekülasyonlar, gelecekte nasıl bir toplumsal yapıya ulaşılacağına dair kestirimlere de ulaşmamıza yardım edebilecek potansiyele sahiptir.

Tam da bu noktada akla gelecekte medya içeriğinde bir değişimin gerçekleşip gerçekleşemeyeceği ve bunun sistemin doğal işleyişi karşısında ne denli rasyonel bir beklenti olacağı sorunu karşımıza çıkmaktadır. Yaygın medyanın yapısal ilişkilerine bakılarak yapılan yüzeysel bir değerlendirmeyle değişimin zorluğunu, hatta hayaliliğini vurgulamak mümkündür. Gardel’in (1998:5) deyimiyle dördüncü güç, “bilgilendirici güç” olmaktan çıkıp “eğlendirici güç” haline gelmiştir. Ancak “hiç kuşkusuz demokrasinin esası, demokrasinin ahlakına aykırı, zararlı veya alçaltıcı görülen şartları değiştirebilme yeteneğinde yatar. Esas olan böyle bir değişimi gerçekleştirme isteği ve –son tahlilde zeka ve basiret sahibi- kişilerden oluşan kitlelere böylesi bir değişim ihtiyacını hissettirmektir” (Esslin: 102). Bu nedenle keskin belirlemeler yerine; magazinleşme sorunsalının da oluşumuna katkıda bulunduğu, zihinsel yetileri törpülenen Türkiye toplumuna dinamizm kazandırmak için toplumsal duyarlılığa sahip bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da mevcut durumu değiştirme yönünde çaba sarf edeceklerine yönelik bir beklentiden söz etmek daha yerinde olacaktır. Toplumsal tarih, değişmezliği kabul edilen olguların, değiştiğinin sayısız ispatıyla doludur.

Kaynakça

Ahmad, Feroz (1995). Modern Türkiye’nin Oluşumu. İstanbul: Sarmal Yayınevi.

Alter, Jonathan (1995). “American Goes Tabloid”, Newsweek, 124(12): 34-40.

Bayrak, M. Orhan(1994). Türkiye’de Gazeteler ve Dergiler Sözlüğü. İstanbul: Kül Yayınları.

Belge, Murat (1997). Tarihten Güncelliğe. İstanbul: İletişim.

Bennett, W.Lance (2000). Politik İllüzyon ve Medya. Çev. Seyfi Say. İstanbul: Nehir.

Brooks, Roy (2000). “Tabloidisation, Media Panics, and Mad Cow Disease”, Tabloid Tale: Global Debates over Media Standarts, Der. Colin Sparks, John Tullock. USA: Rowman&Littlefield Publishers Inc.

Curran, James ve Sparks, Colin (1999). “Basın ve Popüler Kültür”.Der. Nazife Güngör,. Popüler Kültür ve İktidar. Ankara: Vadi.

Eraslan, Pınar (1993). “Kitle Toplumunun Kültürel Yapısı ve Günümüzün Açıklama Biçimi Olarak Magazin Söylemi”, Marmara İletişim Dergisi,4: 139-156.

Ergül, Hakan (2000). Televizyonda Haberin Magazinelleşmesi. İstanbul: İletişim.

Esslin, Martin (1991). TV Beyaz Camın Arkası. İstanbul: Pınar.

Gardels, Nathan (1998). From Containtment to Entertaintment”, New Perspectives Qaterly, 15(5): 2-5.

Giddens, Anthony (2000). Sosyoloji. İstanbul: Ayraç.

Greenberg, Gerald S. (1996). Tabloid Journalism An Annoted Bibliography of English-Language Sources. London:Greenwood Press.

Hayashi, Kaori (2000). “The Home and Family” Section in the Japanese Newspaper”, Tabloid Tale: Global Debates over Media Standarts, Der. Colin Sparks, John Tullock. USA: Rowman&Littlefield Publishers Inc.

Hiçyılmaz, Ergun ve Evren, Burçak(1984). “Magazin Dergiciliği”, Türkiye’de Dergiler ve Ansiklopediler (1849-1984). İstanbul:Gelişim Yayınları.

İnuğur, Nuri (1994). Türk Basın Tarihi. İstanbul: Gazeteciler Cemiyeti Yayınları.

Kaplan, Yusuf (1992). Televizyon. İstanbul: Ağaç.

Karahan Uslu, Zeynep (2000). Televizyon ve Kadın. İstanbul: Alfa Yayınları.

Kellner, Douglas (1987). “TV, Ideology and Emancipatory Populer Culture”, Der., Horace Newcomb. Television The Critical Wiew, Newyork:Oxford.

Koloğlu, Orhan (1994). Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’de Basın. İstanbul: İletişim Yayınları.

Koloğlu, Orhan (1996). “Liberal Ekonomi Düzeninde Basın Rejimi”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, C.11:134-144.

Marquand, Robert (1997). “Gothic News Darkent Front Pages”, Christian Science Monitor, 89(172): 2-5.

Mcquail, Dennis (1990). Mass Communication Theory An Introduction. London: Sage Publication.

Oktay, Ahmet (1993). Türkiye’de Popüler Kültür. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Oktay, Ahmet. Toplumsal Değişme ve Basın. İstanbul: Bilim Felsefe Sanat Yayınları.

Özkök, Ertuğrul (1982). Sanat, İletişim ve İktidar. Ankara: Tan.

Postman, Neil (1994). Televizyon Öldüren Eğlence. İstanbul: Ayrıntı.

Schönback, Klaus (2000). “Does Tabloidisation Make German Local Newspapers Succesful?” Tabloid Tales: Global Debates over Media Standarts, Der. Colin Sparks, John Tullock. USA: Rowman&Littlefield Publishers Inc.

Swingewood, Alan (1985). Kitle Kültürü Efsanesi. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.

Tokgöz, Oya (1994). Temel Gazetecilik. Ankara: İmge Kitapevi.

Tullock, John (2000). “The Eternal Recurrence of New Journalism”, Tabloid Tales: Global Debates over Media Standarts, Der. Colin Sparks, John Tullock. USA: Rowman&Littlefield Publishers Inc.

Turgut, M. Hulusi (1995). Türkiye’de Bulvar Gazeteciliği. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İ.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Yılmaz, Mehmet (2002). “Cinsel Tercihlerinde Özgür Olmak”, Milliyet, 12 Ocak..

Washington, Linn (1999). “Facts, Fallacies, and Fears of Tabloidization”, USA Today Magazine, Nov 1999,Cilt: 128, Sayı: 2654.

ÖZET

Yazılı ve görsel medyada giderek yaygınlaşan magazinleşme olgusunu, nedensellik ilişkilerini merkeze alarak çözümlemeyi hedefleyen bu çalışma; medya içeriğinin bu yeni tekdüzeliğinin, olgu ve olayları nedensellik ilişkilerinden koparan, sisteme yönelik sorgulamaların üretilmesini olanaksızlaştıran bir kurgusallığa sahip olduğunun altını çizmektedir. Magazinel medya içeriğinin eleştirel duruştan uzak, homojen bir toplum yapısı oluşturmaya hizmet ettiği öne sürülmektedir.

Bu makalede magazinleşme yani medya içeriğinde eğlencenin giderek hakim motif haline gelmesi, bu durumu hazırlayan tarihsel ve toplumsal koşullar göz önüne alınarak irdelenmiştir. Özellikle 80 sonrasındaki ekonomik ve siyasal dönüşümün medyadaki yansımaları, içerik türlerinin dönüşümü, magazinleşmenin ideolojik arka planı, magazinel içeriğin arz-talep örtüşmesinden çok toplumsal bir dayatmaya dönüşmesi üzerinde durulmuştur.

SUMMARY

This study focuses on the fact that rise of entertaining content in media coverage. Economical and political transformations after 1980’s had deep impact on media and caused important changes in their coverage. Especially, competition between private TV channels and newspapers after 1990’s accelerated to rise of entertaining content. Besides historical roots, this study discusses other reasons and consequences of this fact. The author argues due to some political and ideological considerations this trend was supported by power holder and eventually affected to audiences’ attitudes and thoughts about political and social system.