“Türk Siyasal/Toplumsal Kültürü ve Kadın”, NPQ Türkiye, Cilt 5, Sayı 2, 2003

TÜRK SİYASAL/TOPLUMSAL KÜLTÜRÜ VE KADIN

Dr. Zeynep Karahan Uslu
AK Parti İstanbul Milletvekili

Küreselleşme ile birlikte hızla değişen ve dönüşen bir dünya ve Türkiye ile karşı karşıyayız. Bu gün toplumların içindeki farklı cinsler, gruplar ve sınıflar kendileri için daha adaletli, eşit şartların hakim olduğu bir yaşam talep ediyorlar. Bu çerçevede sosyal hayatın her alanında cinsiyetler arası eşitsizliğin mağduresi olan kadınlar da kendi problemlerinin çözümü için çeşitli kanallar aracılığıyla mücadele etmektedirler. Sorunların en net ve hızlı bir biçimde çözüme kavuşacağı alan ise elbette siyasal arenadır.

Siyasal arenada kadın sorunlarının görünürlük arz etmesi ve çözüme kavuşması ise problemin muhatabı olan, dolayısıyla kendi problemlerinin çözümlerini en iyi bilen kadınların temsilinin artışı ile gerçekleşebilecektir. Fakat böyle bir artışın özellikle Türkiye için gerçekleştiğini söylemek zordur. Atatürk’ün desteği ile yürütülen çalışmalar sonucunda bu yıl kadına seçme ve seçilme hakkının verilmesinin 68. yıl dönümünde geldiğimiz nokta, Inter Parlimentary Union(IPU)’ın Ocak 2003 verilerine göre Türkiye’nin kadın parlamenterinin parlamentodaki temsil oranı 124 ülke içinde Haiti ile birlikte 112’liktir Dünya parlamentolarındaki ortalama her 10 erkeğe 1 kadın iken, ülkemizde 50’de 1’e düşmektedir. İlk defa kadın parlamenterlerin yer aldığı 5. dönemdeki(1935-1939) % 4,09’luk orandan 21.döneme(1999-2002) değin ciddi düşüşler gözlenmiş ve bu dönemde ancak % 4,18’e ulaşılmıştır. İçinde bulunduğumuz 22. dönemde ise % 4,36 ile en yüksek temsil oranına ulaşılmıştır . Ancak yine IPU verilerine göre tek meclisli sistemlerdeki dünya ortalaması % 14.9 iken Türkiye açısından gelinen noktanın gurur verici olduğunu söylemek imkansızdır.

KADINLAR VE İNSANLIK LEHİNE
Ancak elbette önemli olan mevcut durumu eleştirmek değil, sorunları tespit etmek, kadınlar ve insanlık lehine dönüştürmektir. Kadınların siyasal süreçlerin içinde yer almasını engelleyen faktörleri iki ana başlık altında ele almak mümkündür. Birincisi sosyolojik faktörlerdir ki tüm geleneksel toplumlarda veya bir başka söyleyişle tarım toplumu niteliğini devam ettiren toplumlarda “cinsiyete dayalı bir işbölümü” söz konusudur. Bu çerçevede Türkiye halen modernleşme yolunda ilerleyen ancak geleneksel yapıların da farklı kombinasyonlarla toplum içinde varlığını devam ettirdiği bir ülke olarak değerlendirilebilir. Kadının toplumsal konumu, içinde yaşadığı toplumun değerlerine ve kurallarına göre şekillenmektedir. Geleneksel değerler kadını ev ve aileden bağımsız bir entite olarak tanımlamamaktadır. Konuya tarihsel gelişimini dikkate alarak yaklaştığımızda Cumhuriyet’le birlikte yasalar önünde eşitliğin sağlandığı, eğitim, seçme ve seçilme haklarının kazanılması ile ciddi ilerlemelerin elde edildiği vurgulanmalıdır.

Sanayileşme,kentleşme ve toplumun kadına bakış açısını değiştirici politikalar kadınların iş hayatında sayılarının ve etkinliklerinin artmasını sağlamıştır. Kamusal alan özellikle laik kimliğini dış görünüşü ile de vurgulayan kadınlara açılmıştır. Yine geleneksel düşünüşü kırılmaya uğratacak yeni değerleri tüm toplumsal kesimlere ulaştıran kitle iletişim araçlarının özellikle 80’li yıllardan sonra ülke sathına yayılması, ulaşım olanaklarının gelişmesi,toplumsal mobilitenin artması da önemli faktörlerdir.

Türk modernleşme projesinin önemli ayaklarından biri olan “devlet feminizmi” ve kısmen uygulanan “refah devleti” politikaları ile çocuk sahibi olmak, aile kurmak aynı zamanda da ayaklarının üzerinde durmak, ekonomik bağımsızlığını elde etmek kamusal alanda varlık göstermek isteyen kadınlara imkan yaratılmıştır.

Ancak kadını eş ve anne rolüyle sınırlandıran, varlığını özel alan ile sınırlandıran geleneksel bakış açısı da varlığını sürdürmektedir. Bu bakış açısı kadını kamusal alandan ayırmakta ve elbette siyasal süreçlerden dışlamaktadır. Türkiye’nin 2002 DİE verilerine göre aktif çalışan nüfus içinde kadınların oranı ancak %28.2’dir. Kadın nüfusun büyük çoğunluğu özel alanla sınırlanmış bir yaşam sürdürmektedir. Dolayısıyla siyasal süreçlere dahil olmak isteyen ve çalışmayan kadınlar tecrübe, siyasetin temposuna uyma ve ekonomik bağımlılık sorunları ile karşılaşmakta ve bağımsız davranma imkanına sahip olamamaktadırlar.
KADINLARIN SİYASAL SÜRECE KATILIMLARI
Diğer taraftan çalışan kadınlar açısından siyasal sürece katılım görece daha kolay olmakla birlikte benzer bir durum yaşanmaktadır. Çalışan kadınların kamusal alana dahil olması, tecrübe sahibi ve siyasal ve toplumsal örgütlerin içinde daha kolay yer alabilmesi, kendi kararlarını kendisi verebilir hale gelmesi açısından önemlidir. Ancak kadınlar bilindiği gibi ağırlıklı olarak hizmet ve eğitim sektöründe yoğunlaşmakta, eğitim, gelir ve karar alıcı konumda olma ölçüleri açısından erkeklere göre daha geri bir seviyede konumlanmaktadır.

Ayrıca çalışan kadınlar açısından da aile veya eş kaynaklı sınırlamalar söz konusu olmaktadır. Özellikle konu siyasetin içinde yer almanın doğal sonucu olan hayatının önemli bir kısmını siyaset içinde varlık göstermeye odaklamak söz konusu olduğunda bu sınırlılıklar daha fazla kendini göstermektir. Durumu kendi yaşadığım bir anekdotla somutlaştırırsak; siyasetin içinde kendi çabasıyla üst seviyeye gelmiş olan bir erkek parlamenter arkadaşım sizin için de zor olmuyor mu böyle gece gündüz koşturuyorsunuz, çocuklarınızla,eşinizle görüşemiyorsunuz sözüme rahatlıkla “hayır ben tüm evlilik hayatımda 15 gün, bir ay, kimi zaman aylarca eve gelmediğim çok olmuştur, ev halkı buna alışıktır” diye cevap verebilmektedir. Benzer bir durum pek çok kadın için evlilik hayatının bitmesi, ailesinin parçalanması anlamına gelebilmektedir. “Bu tür etkinliklere katılan kadın için çocukların varlığı rol çatışması ve suçluluk duygusu yaratırken, erkeklerde herhangi bir kaygıya yol açmamaktadır.” Bunun yanı sıra özel hayatının dışında içinde yaşadığımız toplumda geleneksel değerlerin etkisiyle tırnak içinde “erkek gibi” davranan kadın ikinci kişiler hatta kadınlar nezdinde dahi olumsuz yorumlara konu olabilmektedir. Siyaset yapan kadınların bir kısmı da kendini korumak, çeşitli dedikodulara hedef olarak yıpranmamak adına erkek siyasetçilere nispetle daha geri planda kalmayı tercih edebilmektedir.l Bir başka söyleyişle geleneksel cinsiyet rollerinden etkilenmek farklı seviyelerde de olsa hemen hemen tüm kadınlar için söz konusudur.

KADINLARIN KARAR ALMA SÜREÇLERİ
Siyasal kültür ise kadınların karar alma süreçlerinde yer almalarının önünde engel oluşturan ikinci ana faktördür. Dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de siyaseti biçimlendirenler, oyun kurucu noktada bulunanlar erkeklerdir. Örgüt genellemesi yapılacak olursa da siyasi partilerin “genellikle erkek, orta sınıf, orta yaşlı, orta düzey eğitimli, meslek sahibi vatandaşlar tarafından yönlendirildiği ve toplumun alt sınıflarını, taşrasını, kadınlarını, yoksullarını ve diğer dışlanmış gruplarını klientalist/vesayetçi ilişkiler aracılığıyla yönettiği bilinmektedir” .

Siyasetteki adeta katışıksız erkek egemenliğinin her düzeyde varlığını ifade ederken siyaset yapabilmenin olmazsa olmaz koşullarını da kısaca vurgulamak gerekir. Siyaset yapabilmek özellikle üyelik gibi asgari konumlara sahip olmanın dışında kamusal alana entegre olmayı ve bu alanda güçlü bir konum sahibi olmayı gerektirmektedir. Bunun yanı sıra erkek aktörler iş ve sosyal yaşamda çeşitli ilişki ağlarına dahil olmakta, bu ilişkiler aracılığıyla siyasal sürece dahil olmakta, dolayısıyla istisnai kadın aktörler dışında rekabeti de, konumların dağıtımında söz sahibi olmayı da kendi birliktelikleri çerçevesinde gerçekleştirmeyi tercih etmektedirler.

KARAR VERİCİ ERKEK VE BAĞIMLI KADIN
İki cinsi adeta doğumla birlikte birbirinden ayıran ve erkeği karar verici,kadını bağımlı konuma iten bir kültürel iklimde yetişen bireylerin benzer davranış kalıplarını benimsemeleri adeta doğal bir refleks haline gelmektedir. Siyasal kültür de aynı iklimin bir parçasıdır. Bunun somut yansımalarını tüm partilerin yönetim/karar alma organlarındaki dağılımlar içinde görmek mümkündür. Mevcut durumdan erkeklerin memnuniyetsiz olmadığı ve her alanda olduğu gibi verili durumun kendiliğinden değişmeyeceği, değişimin şartların zorlamasıyla oluşacağı da açıktır.

Bunun için öncelikle kadınlara yönelik ayrımcı bakış açısının ve siyasetin karar alıcı mekanizmalarına katılımını engelleyen yaklaşımlarım değişmesini sağlayacak, tüm toplum kesimlerini kapsayan, hakiki bir kültürel dönüşümün gerçekleşmesi gerektiği fikri devlet politikası haline gelmelidir. Yerel yönetimler, konu ile ilgili kamu kuruluşları ve sivil toplum işbirliğiyle gerçekleşecek eğitim programları aracılığıyla uzun vadede kazanımlar sağlanabilecektir. Bu noktada özellikle entelektüellerin ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerinin öneminin altı bir kez daha çizilmelidir. Kültürdeki değişim, kültürün aktörü olan kadınlar eliyle başlamak durumundadır ve böyle bir dönüşüm ancak uzun vadede gerçekleşebilecektir.

Diğer taraftan sosyal refah devleti bakış açısıyla yasal düzenlemelerin hükümetler tarafından yapılması gereklidir. İş hayatına ve sosyal aktivitelere katılımı kadınlar açısından da kolaylaştıran düzenlemeler kadınların kamusal alana entegrasyonunu arttıracak, dolaylı olarak da kadınların siyasal süreçlerde varlık göstermesine zemin hazırlayacaktır.

Kadınların eğitim olanaklarından eşit bir biçimde yararlanmaları için ilk basamaklardan itibaren ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin kız çocuklarının eğitimine destek verecek bir burs sisteminin hükümet ve sivil toplum kuruluşları işbirliğiyle ülke genelinde uygulamaya konulması yararlı olacaktır. Çünkü çocuk sayısı fazla olan dar gelirli ailelerde erkek çocuklar ileride aileye ekonomik destek olacağı düşüncesiyle öncelenmektedir. Ailelerin hangi çocuk/çocuklarının eğitim alacağı konusunda verilen karar genellikle erkek çocukların lehine neticelenmektedir. Bu da kadın nüfusun siyaset dahil her alanda önünü kesen bir netice yaratmaktadır.

Ancak şu ana kadar belirttiğim öneriler uzun vadede yarar elde edilebilecek, sorunu kalıcı bir biçimde ortadan kaldırabilecek önerilerdir. Fakat kadın sorunlarının çözümünü kolaylaştırmak ve cinsler arası temsilde adaleti sağlamak için siyasette kadın temsilini kısa vadede arttırmanın gerekliliği açıktır.

Bunun içinde öncelikle siyasal partiler üzerinde baskı uygulayacak, konuyu kamuoyunun gündeminde tutacak kadın sivil toplum kuruluşlarının daha etkin olmalarına ihtiyaç vardır. Bilindiği gibi Türkiye’deki geniş bölge liste usulü seçim sistemi kadınları engelleyici bir faktör olmamakla birlikte az sayıda kadının, genellikle seçilme şansı düşük yerlerden aday gösterilmeleri ile sonucu değiştiren bir etki yaratmamaktadır. Mevcut durum ancak toplumdan gelen talepler neticesinde değişebilecektir. Bu çerçevede kadın sorunlarının çözümüne odaklı çalışan sivil toplum kuruluşlarının farklı düşünce, inanış, yaşam biçimi veya ideolojilere sahip olmaktan kaynaklanan davranış biçimlerinden uzaklaşmaları son derece önemlidir. Aksi halde ortak hedeflere ulaşmak için gerekli olan güç birliği elde edilemeyecektir.

SİYASAL SÜREÇLERİ ETKİLEYEBİLEN KADIN SİYASETÇİ
Diğer taraftan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi(CEDAW)’ne imza atan bir ülke olarak 4.,7.8. maddeler gereği –ki bu sözleşmenin gereklerinin yerine getirileceği 58. Hükümet Programı’nda da öngörülmektedir- özel önlem(specific measures) bir başka söyleyişle olumlu ayrımcılık olarak nitelendirilebilecek önlemler almak en gerçekçi çözüm yolu olarak gözükmektedir. Bunun için Anayasa, Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanun’unda kota uygulamasına izin veren değişiklikler gerçekleştirilmelidir. Kritik eşik olarak adlandırdığımız kadın siyasetçilerin siyasal süreçleri etkileyebilen bir grup olmasını sağlayan %30’luk orana kısa vadede ulaşmak için başka bir çözüm yolu gözükmemektedir. Kota uygulamalarının başarılı olduğu da göz önüne alınacak olursa kadın siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşlarının konu özelinde eşgüdüm içinde çalışmaları ve kitle iletişim araçlarını etkin bir biçimde kullanarak kamuoyunda bu yöndeki taleplerin güçlenmesini sağlamaları gerekmektedir.

Türk kadını artık karar alma ve uygulama mekanizmalarında daha fazla söz sahibi olmak istemektedir. Toplumun yarısını oluşturan grup olarak kendi konumuyla paralel bir değişimi gerçekleştirmek adaletin ve demokrasinin gereğidir. Türkiye’nin gerçekten demokratik ve özgür bir ülke olmasının temel parametrelerinden biri kadın haklarının kağıt üzerinde kalmayıp uygulamaya geçilmesidir. Türkiye gelişmiş ülkelerle aynı kulvarda yer almak istiyorsa tüm vatandaşlarını eşit koşullarda yaşatmak zorundadır. Stuart Mill’in sözleriyle ifade edersek “bir toplumun sahip olduğu uygarlık seviyesini ölçmek için kadının hayat şartlarına bakmak gerekir”. Eşitlik kişilerin kadınlık veya erkeklik sıfatlarıyla değil, insanlık sıfatlarıyla ilgili bir hadisedir. Bu noktada da geleceğe umutla bakmak kadınların verdiği mücadeleye bağlı olacaktır.