“İnternet! Tehlike versus Fırsat?”, Radikal, 28.04.2007

İnternet! Tehdit versus fırsat?

Tüm risklerine rağmen internet, hiçbir kaynağın sunamayacağı imkânları sunuyor. Belli noktalarda temkinli, ancak ‘teknofobi’den uzak bir biçimde konunun ele alınması şart. İnsanlık, tarihin halen nereye evrileceği tam kestirilemeyen sanal dünyayla tanışma ve entegre olma evresinde .
28/04/2007
ZEYNEP KARAHAN USLU
Günümüz dünyasını ve toplumunu anlamak adına sadece yaşadığımız çağın yaygın adlandırılmalarına baktığımızda dahi enformasyon toplumu, ağ toplumu dijital toplum gibi kavramlaştırmalarla karşılaşıyoruz. Yani mihenk taşının yeni iletişim araçları ve internet olduğu ekonominin, siyasetin, sosyal yaşamın bu araçların olanak ve süzgeçleri aracılığıyla yaşandığı bir dünyada yaşıyoruz. Tüm iletişim yöntemlerinin iç içe geçtiği bu sosyal atmosferde ev merkezli yaşam, eğitim ve çalışmaya evrilme, bilgiye dayalı işgücü ihtiyacının artışı, kişilerarası iletişimin sanal iletişim mecralarıyla daha fazla yürütülmesi gibi sosyal yaşamı etkileyen yeni sorun ve imkânlar bir arada yer alıyor.
Bu yeni toplum yeni teknolojilerle sonradan karşılaşan, entegre olan/olamayan yetişkinlerle bu araçların olmadığı bir dünya kavrayışına dahi sahip olmayan gençler ve çocuklardan oluşuyor. Bilgiden eğlenceye her konunun bir ‘tık’ ötede olduğu bir dünyada zaman ve mesafe kavramları yapıbozumuna uğruyor. İnternet tarih boyunca hiçbir iletişim aracının yaygınlaşmadığı bir hızla yaygınlaşıyor ve kendi siber kültürünü yaratıyor. 2000’den 2005’e, dünyadaki Internet kullanıcılarındaki yüzde 189’luk artış yaygınlaşmanın hızını görmek adına tek başına açıklayıcı bir öğe. Aynı artışın Türkiye ölçeği ise beş yılda yüzde 700.
‘Siber toplum’
İnternet ve bilgisayar kullanıcılarını refere eden ‘siber toplumun’ en dinamik unsurları ise ‘iletişim nesli’ olarak da adlandırılan, diğer yaş gruplarına göre yeni teknolojiye çok hızlı adapte olduğu bilinen, gençler ve çocuklar. ABD’den örneklersek PEW (PEW Internet&American Life Project) verilerine göre her 10 gencin dokuzu internet kullanıcısı. TÜİK 2005 verilerine göre de ülkemizde en çok bilgisayar ve internet kullanan yaş grubu 16-24 yaş aralığı ki henüz çocuk kullanıcılığı oranı ölçümlerde yer almıyor. Ancak internetin gri bölgesi, tartışmaların en yoğun yapıldığı alanda gençlerin ve çocukların internetle kurduğu ilişki ve bu ilişkinin mahiyeti.
İnternet, kullanıcılarına içerdiği bilgi ve çeşitlilikle kişisel gelişim için eşi bulunmaz fırsatlar sunuyor. Fakat çeşitli riskleri de beraberinde getiriyor. Bunlardan biri kişilerarası iletişimin yerini sanal olana terk etme tehlikesi. Standford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre -ki benzer tespitler içeren birçok çalışma mevcut- ‘sanal bağımlılık’ yeni bir bağımlılık türü olarak kendini göstermeye başladı. Araştırmaya göre gençlerin sekizde biri bir günden fazla internetten uzak duramıyor ve yüzde 10’undan fazlası bu bağımlılığını gizliyor. Kullanıcıların yüzde 6’sı internette uzun zaman geçirmekten ötürü ilişkilerinin zarar gördüğünü belirtiyor.
Sahte kimlikler
Bu durum beraberinde başka tartışmaları da getiriyor. Tartışılan konular birbirine dair hakiki deneyimi olmayan bireylerin kimi zaman sahte kimlikler üzerinden yaşayacağı dostlukların, aşkların nasıl bir sosyalleşme yarattığından, sanal kimliklerin arkasına saklanarak tüm özdenetim kalıplarını ortadan kaldırma imkânının sağlıklı bir toplum yapısı üretip üretmeyeceğine kadar geniş bir skalada irdeleniyor.
Özellikle gençler ve çocuklar kişiliklerinin, değer ve beklentilerinin biçimlendiği en kritik dönemlerinde normalde belki de hiç karşılaşmayacakları bomba yapımından pornografiye, uyuşturucu imalinden sipariş verme olanağına kadar akla gelen gelmeyen tüm görüntü ve ilişki biçimleriyle karşı karşıyalar. Bu bağlamda internetin teknolojik altyapısını kullanarak kişisel tercihlere müdahale edilebilmesi, çocukların kimi erişkinlerin saplantılı arka bahçeleriyle zamansız, kimi zaman yanıltılarak karşılaşmaları özellikle ailelerde tedirginlik yaratıyor.
Oyun ve şiddet
Ayrıca oyun sitelerindeki şiddet dozu yüksek oyunların bilinçaltında şiddetin meşrulaşması, şiddete karşı duyarsızlaşma gibi etkiler oluşturma riski, sanal âlemde tüm isteklerini özdenetim ihtiyacı olmaksızın tatmin eden bireyin gerçek yaşamda ve gerçek ilişkilerde ihtiyaç duyacağı sabır, sadakat gibi özelliklerinin törpüleneceği, bu kültürle yetişen çocukların giderek başkalarının beklentilerine değil kendi beklentilerine odaklı hedonist bir kimliğe dönüşme ihtimalleri de tartışılan konular arasında yer alıyor.
Bu bağlamda International Crime Analysis Association (ICAA) tarafından İtalya’da yapılan Internet Çocuk Risk Algılama araştırması verileri oldukça çarpıcıdır. Çocuklar pornografik bir materyalle karşılaştıklarında yüzde 30 oranında merak duyuyor, yüzde 46 oranında da pornografi olumsuz algılanmıyor. Çocukların yüzde 27’si internette tamamen denetimsiz dolaşıyor, ebeveynlerin yüzde 47’si nadiren çocuklarının internette ziyaret ettiği siteleri inceliyor ve çocukların yüzde 34’ü internet kullanım prensipleri konusunda büyüklerinden hiçbir bilgi almıyor. İtalya verileri yetişkin düzeyinde bilgisayar okuryazarlığının daha düşük olduğu ülkemizde çocukların korunması açısından durumun daha da vahim olacağını düşündürüyor.
Bu bağlamda internet kullanımının çocuklar başta olmak üzere toplumsal dokuyu tahrip etmesinin önlenmesi amacıyla geçtiğimiz günlerde parlamentoya sevk edilen Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi ile 2559 ve 2937 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı olumlu gelişmeler sağlayacaktır. Tasarı ile suçun ve suçlunun bilişim teknolojilerini bir truva atı gibi kullanmalarının önüne geçilmek istenmektedir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı TCK’da tanımlanmış zararlı içeriğin izlenmesi ve önlem alınması için yetkilendirilmiştir. Ayrıca başkanlığın kararlarına karşı idari ve adli yargı yolu açık bırakılması başta olmak üzere tasarıda suçun engellenmesini sağlarken, yasakçı bir bakış açısının hâkim olmamasına özen gösterilmesi de sevindiricidir.
Beş pilot il
Ancak siber suçları önleme ve mücadelede yasalar ve kolluk kuvvetlerince düzenlenen operasyonlar kadar önemli olan kolektif bilinç düzeyimizin yükseltilmesidir. Bu bağlamda RTÜK ve MEB işbirliği ile beş pilot ilde yürütülen ve bu yıl ülke genelinde müfredata dahil olacak olan medya okuryazarlığı dersleri içerik açısından da zenginleştirilmek suretiyle farkındalık düzeyinin artırılmasına katkı sağlayacaktır.
Diğer taraftan ailelerin çocuklarının internet etkinliklerini denetlemeye ihtiyaç duymalarının, bilinç düzeyinin artırılmasının sağlanması için süreklilik ilkesine sadık kalınıp, STK’ca kamu kurumları/özel sektör desteğini de alınarak halka yönelik ücretsiz güvenli bilgisayar kullanımı eğitimleri gerçekleştirilmesi yararlı olacaktır. Yine internet de çocuk pornosuyla mücadele eden İnternet Hotline Sağlayıcıları Derneği (The Association of Internet Hotline Providers-Inhope) gibi uluslar arası örgütlerle bilişim konusunda etkinlik gösteren STK’larımızın işbirliği içinde olmaları, üçüncü. sektör bağlamında ülke deneyimlerinden karşılıklı yararlanma olanağı sağlayacaktır ki yukarıda bahsedilen kanun tasarısıyla kamunun bu deneyimden yararlanma imkânına sahip olacağı da belirtilmelidir.
Enformasyon toplumu
STK’nın önderliğinde konuya yönelik toplumsal farkındalığı artıracak kampanyalar düzenlenmesi, kampanya mesajlarının medya kuruluşlarınca sosyal sorumluluk ilkesi çerçevesinde ücretsiz yayımlamalarının sağlanması, bilgisayar yazılımı üreten firmaların internete ve bilgisayara yönelik tedirginlikleri önlemek adına ücretsiz sunmaya başladıkları koruyucu programların RTÜK’ün bu ay içinde başlattığı kurumsal web sitesinden indirilmesini sağlaması gibi bu kuruluşlarca da dağıtılması yönleri eklenerek konunun tüm paydaşlarının katkısıyla bir sinerji oluşturulmalıdır.
Ve tüm risklerine rağmen internetin hiçbir kaynağın sunamayacağı imkânları sunduğu, belli noktalarda temkinli ancak ‘teknofobi’den uzak bir biçimde konun ele alınmasının gerekliğinin altı çizilmelidir. İnsanlık, tarihin halen nereye evrileceği tam kestirilemeyen sanal dünyayla tanışma ve entegre olma evresindedir.
Enformasyon toplumuna geçiş evresinin mensupları olarak çocuklarımızı ve kendimizi yasakçı bakış açısının sarmalına hapsetmeden gerekli önlemleri aldığımız bir bilinç düzeyine ulaşma yönünde tavır almaksa akılcı ve doğru olandır.