Filiz Akın’a mı Hülya Koçyiğit’e mi Benziyor? – HÜRRİYET

Muhtemelen resmin altında farklı şeyler yazıyordu. Benim kafamın içindeki resimaltı ise bambaşkaydı:

‘‘Filiz Akın’a mı yoksa Hülya Koçyiğit’e mi benziyor? Hangisinin gençliğini daha çok andırıyor?’’

Resme ve beynimin içindeki bu sorulara dalıp gittiğimden, hayatın gerçeklerine dönmem, gerçek resmin altında yazanları okumam ve iyi bir röportaj yapılabilir onunla diye düşünmem biraz zaman alıyor.

*

İkna etmesi pek kolay olmuyor.

Röportaj vermeye alışık biri değil.

Bu işlere yeni başlıyor.

İlk temas Ankara’dan telefonla sağlanıyor.

Kendisi zaten yeteri kadar genç ama ses tonu kendisinde de genç.

Sesi akarken hafiften çatlıyor, hissediyorsunuz ki, biraz da kırılgan.

Ama lafı evirip çevirmiyor, kıvırtan bir kadın değil, ‘‘tamam’’ dediyse, o gerçekten ‘‘tamam’’ oluyor.

*

Emirgan’da oturuyor.

Hababam İstanbul- Ankara arasında mekik dokuyor.

6 yıldır evli, kendisi gibi bir öğretim görevlisiyle.

3.5 yaşında Melek adında melek gibi bir kızı var.

Olan bitenden en fazla şikayetçi olan o.

Annesini daha fazla görmek istiyor.

Annesi de belli ki, bu yüzden vicdan azabı çekiyor.

*

Cuma günü kızından iki saat daha ayrı kalmasının nedenlerinden biri de bendim.

Gerçekten güzel bir kadın.

Baktığın zaman hoşlanıyorsun.

Özellikle de gözleri güzel.

Safi göz kadın!

Neredeyse bütün yüzünü kaplıyor.

Bir de yüzünde doğal olarak yerleşmiş bir hüzün var sanki.

Dokunsan ağlayacak gibi.

Ama ona o kadar yakışıyor ki.

Kirpikleri upuzun, iyice de rimellenmiş.

Dudakları üstünkörü değil, özenle boyanmış.

Makyajında bir açığı, bir yamuğu yok.

Tamam yani.

Amaaa…

En büyük sorunu güzelliği.

Konuşmak dahi istemiyor.

Asla bir parametre olarak kabul etmiyor.

‘‘Benim düşünce dünyamda bunun yeri bile yok’’ diyor.

‘‘Bu konuyu konuşmamış olsak’’.

‘‘Ama nasıl olur siz Türkiye’nin en güzel milletvekilisiniz’’ dedikçe de, ısrarla itiraz ediyor. Yaptıklarıyla gündeme gelmek istediğini, fikirlerinin önemsenmesi gerektiğini anlatıyor.

Haklı…

Ama bu, gerçeği değiştirmiyor.

*

Geçenlerde bir yerlerde okumuştum, haber spikerleri çok güzel olunca izleyicilerin kafası karışıyor ve habere konsantre olamıyorlarmış.

Haberin doğruluğuna inanırım çünkü Zeynep Karahan Uslu’nun karşında aynı durumdayım.

Ben ona son derece hak veriyorum, gerekçelerini de haklı buluyorum.

Gerçekten değerli fikirleri var.

Zeynep Karahan Uslu’yu fiziğiyle değil, beyniyle izlemek ve değerlendirmek gerekiyor.

HAMİŞ: Evet bildiniz. Bu gazetenin bir yerlerinde artanlarını buraya aldığım bir Z. K. U. röportajı var. Şimdi farkettim ki, kendisinin ‘‘Televizyon ve Kadın’’ adlı bir eseri bulunduğunu söylemeyi ihmal etmişim. Şimdi söylüyorum.

BAŞÖRTÜLÜ BAKAN OLABİLİR Mİ?

Nüfusun dörtte üçü 40 yaşın altında. Yüzde 50’si ise 20 yaşın altında. Ortada böyle bir resim varken, bunun parlamentoya yansımaması mantık dışı. AK Parti’nin 30 ila 48 yaş arasındaki parlamenterlerinin oranı yüzde 60. Bu bir değişim, bir yenilik. Ama olması gereken de bu. Parlamento dediğiniz yer, Türkiye nüfusunun izdüşümü olmalı. Partimizde 30’unu yeni doldurmuş arkadaşlarımız var. Ben de kadın olarak en genç parlamenterim.

Başörtü takmayan AKP’li bir milletvekili olarak belli belirsiz bir ayrımcılığa tabi tutulduğunuzu düşünüyor musunuz?

– Tabii ki hayır. Başörtü takmamam herhangi bir sorun teşkil etmiyor. Her türlü insan var bizde. Bu toplumun içinde kimler varsa bizim partinin içinde de onlar var. Dindar olmayanlar da var.

Sizin partide olmayabilir ama bizim toplumda bir başörtü sorunu var!

– Sadece elitler nezdinden oluşturulan bir çatışma alanı bu. Sağlıklı bir durum ve duruş olmadığı konusunda da artık herkes hemfikir. Bu sorunu uzlaşma ve mutabakat esaslı çözmek gerekiyor. Bugüne kadar başörtüsü konusunda çeşitli düzenlemeler yapıldı. Kimi zaman yasaklandı ama hiçbir zaman tam bir netlik olmadı. Bir sarkaç gibi, bir o tarafa bir bu tarafa. Bu defa çözülmesi icab ediyor. Başörtülü insanlara da eğitim hakkı verilmesi adına bir düzenlemeye gidilebilir. Diğer taraftan konunun ikinci boyutu var: Başörtülü milletvekili olabilir mi, bakan olabilir mi? Kamuda baş örtüsüyle çalışılabilinir mi? Bu anlamda henüz toplumda bir mutabakat yok. Mutabakatın olmadığı alanların siyaseten tartışma konusu yapılmasını da çok akılcı bulmuyorum.

Ama sizce başörtülü bakan da olabilmeli milletevekili de…

– Böyle bir deneyim yaşamadık. Henüz diğeri yaşamadık. Dolayısıyla bu dönemin Türkiye’de nasıl karşılanacağını görmeden konuşmanın bir anlamı yok. Yaşanıp görülmelidir.

HAYATIM BOYUNCA KENDİME GÜVENMEDİĞİM BİR ALANDA KONUŞMADIM

Siyasete bulaşmak nereden aklınıza geldi?

– Türkiye analizimle ilgili bir karar…

Nasıl yani? ‘‘Artık siyasete girmenin zamanıdır’’ mı dediniz?

– Şu yaşlarda bu deneyimi planlamış olduğumu söylemek mümkün değil. Ama benim gibi sosyal bilimlerle uğraşan birinin siyasete ilgi duymaması da mümkün değil. Türkiye’nin sosyal, siyasi ve iktisadi gelişmişliği yıllar içinde geriye gitti. Yolsuzluk ekonomisi, gündelik hayatımızda bile en çok kullandığımız kavram haline geldi. Bunların değişmesi için pek çok şey yapılabilirdi; üniversitede çalışmaya devam etmek, öğrenci yetiştirmek gibi. Ama zaten yapıyordum bunları. Siyaset, mevcut durumun değişmesi adına daha hızlı çözümlerin üretildiği bir alan. Elimi taşın altına sokmam istendi, ben de reddedemedim.

İyi de bu işler eğitimli olmakla bitmiyor. Siyaset aynı zamanda sert bir oyun. Dünyanın en masum insanı bile olsanız, çamur atılıyor. Korkmuyor musunuz?

– Böyle korkularım olsaydı zaten girmezdim. Hayatım boyunca kendime güvenmediğim bir alanda konuşmadım, iş yapmadım. O alanlarda var olmamamın daha iyi olacağını düşündüm, katkıda bulunmadım. Yani korkularım yok.

http://www.hurriyetim.com.tr/yazarlar/yazar/0,,authorid~12@sid~9@tarih~2002-12-01-m@nvid~203118,00.asp