“En İyi Dönem”de Bile Zayıf – RADİKAL

TBMM şu anda yüzde 4.4’lük oranla en yüksek kadın temsilinin sağlandığı döneminde. Ne var ki Türkiye, dünya verileri bakımından, 176 ülke arasında Sri Lanka ile birlikte 108. sırada yer alıyor.

Yaklaşık iki hafta kadar önce, kökleri 19. yüzyılın sonlarına değin uzanan Dünya Kadınlar Günü çeşitli etkinliklerle kutlandı ve her 8 Mart’ta olduğu gibi bu yıl da Türkiye’de kadın sorunları daha yoğun bir biçimde kamuoyunun gündemine geldi.

Söz konusu sorun alanları, bilindiği gibi, eğitim, şiddet, çalışma hayatına ve sosyal yaşama entegrasyon, siyasal temsil gibi alanlarda yoğunlaşıyor. Ancak çok açıktır ki, kadın sorunları sadece kısıtlı zaman dilimlerinde toplumun gündemine mal edilmekle sınırlı kalınamayacak bir alan.

22 dönemlik geçmiş
Özellikle siyasal temsil ülkemizin en sorunlu alanlarından biri. Cumhuriyet tarihi açısından konuyu değerlendirirsek 22 dönemlik bir geçmişe sahip parlamentomuzun yüzde 50’sinde kadın parlamenter oranı yüzde 2’nin altında gerçekleşmiş. Bu açıdan şu anki yüzde 4.4’lük temsil oranı, kadınların yer alabildiği ilk Meclis’i dışarıda tutarsak, olması gerekenin uzağında olmakla birlikte en yüksek kadın temsilinin sağlandığı Meclis. Ancak mevcut durumu dünya verileriyle karşılaştırdığımızda Türkiye’nin 176 ülke arasında Sri Lanka ile birlikte 108. sırada yer aldığı da gözden kaçırılmamalı.

Kadın ve erkek parlamenterlerin temsil oranlarındaki farklılık siyasi arenadaki kalıcılık oranlarında da kendini gösteriyor. Siyasi tarihimiz boyunca seçilme oranları arasında büyük farklılıklar olan kadın ve erkek parlamenterlerin bir defadan fazla parlamentoda yer alma oranları erkeklerde yüzde 40 iken kadınlarda yüzde 18.8’de kalıyor.

Kalıcılık önemli
Açıktır ki siyasette kalıcı başarı elde etmek, tecrübe ve birikimin beraberinde getirdiği etkinlik alanı oluşturmakla paralellik arz eder. Bu oranın gösterdiği gerçekse Cumhuriyet tarihi boyunca parlamentoya girebilen az sayıda seçilmiş kadın, seçildikten sonra da deneyimli siyasetçiler haline gelme imkânına fazlaca sahip olmamışlar.

Tersi olsaydı ne olurdu? Daha fazla sayıda deneyimli kadın politikacımız performanslarını süreç içinde daha fazla sergileyebilir ve kalıcılıkla birlikte artan etkinlik alanları çerçevesinde siyasete başka kadınları eklemleme imkânlarını artırabilirlerdi. Böyle bir somut katkı getirme olasılığının yanı sıra, erkek siyasetçilere paralel bir kalıcılık oranına sahip kadın parlamenter oranı diğer kadınların da olumlu etkilenebileceği güvenilir rol modelleri yaratabilirdi.

Bu verilerin benzerleri şu sıralar çok tartışılan yerel yönetim seçimlerine gösterilen adaylar açısından da tüm partiler için mevcut.

Başarı olasılığı
Göreli olarak daha fazla kadın aday gösterenlerse nedense hep seçimde başarı olasılığı düşük partiler oluyor. Bu partilerarası benzerlik durumu da bunun partilerin yapılarından çok, toplumsal değer yargılarından, kadına yönelik bakış açısından kaynaklandığının açık ispatı olarak kendini gösteriyor.

Çok açıktır ki siyasal partilerimizin örgütlerinde yer alan bireyler, hangi kültürel ve toplumsal iklimin çocuğu olarak biçimlenmişse, hangi sosyal reflekslere sahiplerse, bu refleksleri her alanda, dolayısıyla siyasetin içinde de sergiliyorlar.

Ev eksenli yaşam
Kadının ev eksenli bir yaşama, güç paylaşımından uzak bir konumlandırmaya daha uygun olduğu düşüncesiyle kadınların eğitim, çalışma hayatında yer alış gibi kişiyi daha güçlü ve donanımlı hale getiren parametrelerde oransal olarak dezavantajlı tarafı temsil etmesi ve yine toplumsal pratiklerin etkisiyle erkeklerin sosyal yaşam içinde kadınları dışlayarak iş yapma alışkanlıkları birleşince mevcut durumun nedensellik ilişkileri rahatlıkla kurulabiliyor. Bir başka perspektiften bakarsak kadınların da siyasete yönelik motivasyonunun düşük olduğunu görüyoruz. Örneğin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne 28 Mart yerel seçimleri için aday adayı olarak 7 bin 682 erkek başvururken, kadın başvurusu sadece 82 olarak gerçekleşti.

Başvuran adayların yüzde 19.5’inin aday gösterilmesiyse parti yönetiminin kadın temsilini kadınların kendi içlerindeki barajları yıktıkları zaman önemsemeye değer ölçüde dikkate alındığının bir kanıtı olarak değerlendirilebilir.

Ancak kadınlar kendi katılımları için siyaset arenasında uygun şartların var olduğuna yönelik kuşkuları ve kimi zaman da özel yaşamlarından kaynaklanan engeller (eşin olumsuz bakışı, çocukların bakımı, ekonomik açıdan aileye/eşe bağımlılık vs.) nedeniyle siyasi aktör olmak için gerek şart diyebileceğimiz o ilk adımı atmakta dahi kendilerine görünmez prangalar takabiliyorlar.

Üst temsil düzeyi
Gerçi kadınların çok haksız oldukları da söylenemez. Bunun üst temsil düzeyinde yansımasını görebilmek adına Meclis’te bulunan üç partinin genel başkan yardımcıları listesine baktığımızda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kadın genel başkan yardımcısına bünyesinde yer vererek en üst düzeyde de temsili sağladığını, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve Doğru Yol Partisi’nin kadın genel başkan yardımcısı bulunmadığı ve Doğru Yol Partisi’nin Kadın Kollarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı’nın da bir erkek olduğunu belirtebiliriz. Bu durumun yukarıdan aşağıya, kentli değerlerden tarım toplumu değerlerinin de varlığını sürdürdüğü sosyolojik zeminlere inildikçe kadınlar aleyhine bir görev dağılımı şeklinde daha fazla görünürlük kazandığını ifade edebiliriz.
Süreci hızlandırma koşulları
Peki değişim süreci nasıl hızlandırılabilir? Halihazırda resmi bir kota sisteminin olmadığı düşünülecek olursa kısa vadede siyasette kadın temsilinin artışı partilerin genel merkezlerinin kadın temsilini artırmaya yönelik inisiyatifleriyle gerçekleşecektir.
Örneğin Meclis’teki üç partiden ikisi olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin merkez karar kurullarında kadın temsili yüzde 20, Doğru Yol Partisi’nin yüzde 10. Bu oranlar özellikle iki parti için ideal düzeyde olmamakla birlikte oldukça iyi rakamlardır. Burada önemli
olan üst yönetimce sergilenen eşitlikçi inisiyatiflerin teşkilatlarda yaygınlaşmasıdır.

Sivil inisiyatif
Bu inisiyatifin sergilenmesini destekleyici, güçlendirici katkı ise sivil toplum kuruluşlarından gelmelidir. Artık kadın sivil toplum kuruluşları ülke genelinde yaygınlaşmıştır ve yardım, eğitim eksenli çalışmaların yanı sıra siyasal taleplerini de bulundukları yörenin parti teşkilatlarına iletmelidirler. Keza kadın sivil toplum kuruluşlarının ideolojik ön yargılarla ayrışmak yerine ortak sorunlar çerçevesinde birlikte hareket etmeleri de sorun özelinde gerçek bir sinerji yaratabilecektir.

Ancak gerçek çözüm toplumsal güç dağılımına etki eden sosyal değişkenlerin kadınlar lehine değişmesindedir.

Kadınların hiçbir ayrım gözetilmeksizin sosyal hayata entegrasyonunun sağlamasından, eğitim ve çalışma hayatına katılım oranlarının erkeklerle eşitlenmesinden merkezi yönetimlerin sorumlu olduğu açıktır.

Merkezi yönetimin sorumluluğu
Merkezi yönetimler kadın eğitimini, okullaşma oranlarını artırmak, çalışma hayatını kadınlar için ev mi, iş mi şeklinde ikilem yaşamaksızın tercih edebilecekleri güvenilir ortamlar haline getirmek yönünde yasal düzenlemeleri gerçekleştirmek şeklinde süregelen tavır alışlarının hızını kesmemek ve uygulamanın takipçisi olmak sorumluluğuyla donanmışlardır.
Bu açıdan geçtiğimiz yasama yılında dünya standartlarına ulaşan ücretli doğum izin süreleri, kamu personel alımında cinsiyet ayrımcılığı yapılmamasına yönelik olarak yayımlanan Başbakanlık genelgesi, cezaeinde çalışan hükümlü kadın tutukluların sigorta kapsamına alınması, ‘Haydi Kızlar Okula’ kampanyası sonucu 10 pilot ilde Haziran 2003’ten bu yana okula giden kız çocuk sayısının 21 bin 145 kişilik bir artış sağlaması türünden uygulamalar anlamlı ve ümit vericidir.

Ancak siyasal katılım da dahil olmak üzere tüm kadın sorunlarında yürünecek yol uzun ve meşakkatlidir. Fakat inanıyorum ki giderek demokratikleşen ve dünya ile entegre olan Türkiye’de 21. yüzyıl kadınların yüzyılı ve kazanansa insanlık olacak.

Dr. Zeynep Karahan Uslu: Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul Milletvekili

http://www.radikal.com.tr/veriler/2004/03/20/haber_110260.php