Dr. Zeynep Karahan Uslu’nun, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 68 inci yıldönümüne ilişkin TBMM Genel Kurulunda 11.12.2002 tarihinde yaptığı gündemdışı konuşma

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmasının 68 inci yıldönümü nedeniyle gündemdışı söz almış bulunmaktayım.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği devrimlerin ışığında, Büyük Millet Meclisimiz tarafından, 3 Nisan 1930 tarihinde belediyelerde, 26 Ekim 1933 tarihinde köy ihtiyar heyeti ve muhtarlık seçimlerinde, 5 Aralık 1934 tarihinde de milletvekili seçimlerinde Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır. Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınmasıyla, çağdaş yönetim biçimi olan demokrasinin temel gereklerinden biri daha yerine getirilmiştir.

Kadınlara seçme ve seçilme hakkı, dünyada ilk defa 1788 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde tanınmış; Fransa 1945, Belçika 1946, İsviçre 1971 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımış ve ülkemizin hayli gerisinde kalmışlardır. Kadınlar, eşit oy hakkı için yıllarca mücadele ettikleri Batı ülkelerinde ise uzun süre bu hakla yetinmişler ve aktif siyasetin dışında kalmışlardır.

Birleşmiş Milletler raporuna göre, 1999 yılında dünyadaki tüm ulusal meclislerde kadın üye oranı yüzde 14,2’dir ve en yüksek oran ise yüzde 21’le Batı Avrupa’dadır
3 Kasım 2002 milletvekili genel seçimlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğine seçilen 24 kadın milletvekiliyle cumhuriyet tarihinin en yüksek sayısına ulaşılmış olması sevindirici olmakla birlikte, kadınlarımızın, nispî olarak, Türk siyasal hayatında henüz hak ettiği ölçüde yer almadığını da kabul etmek zorundayız. Ülkemizde, kadınların Parlamentoda ve yerel yönetimlerdeki varlıkları, çağdaş bir toplumda olması gerekenin çok altındadır. Üstelik sadece siyasal alanda değil, toplumsal yaşamın neredeyse bütün alanlarında kadınlar gereğince yer almamaktadırlar. Bu durumun nedenlerini çeşitli kültürel, sosyal ve tarihsel gerekçelerle açıklamak mümkündür; ama, ben, bugün, bu nedenler üzerinde durmak istemiyorum. Siyasetçiler olarak bizlere düşen görev, nedenler üzerinde akademik tartışmalar yapmak değil, sorunu ortadan kaldıracak çözümler geliştirmektir. Daha açık bir ifadeyle, toplumun yarısından fazlasının karşı karşıya bulunduğu adaletsizliği ortadan kaldırmak ve ülkemizin toplam insan kaynağı potansiyelinin yarısının topluma daha fazla katkıda bulunmasını sağlamak için gerekli düzenlemeleri yapmak, kadın veya erkek, bütün milletvekillerinin ortak görevidir.

Hem insan hakları ve demokrasinin ilkeleri hem adaletin tesisi hem de ekonomik rasyonalite gereği, kadının toplumsal, ekonomik ve politik hayatta gereğince yer almasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Türk kadınının toplumsal hayata her yönüyle katılmasında önemli bir adımı oluşturan seçme ve seçilme hakkının tanındığı 1934 yılında birçok Avrupa ülkesindeki kadının bu hakka sahip olmadığını düşündüğümüzde, üye olma çabası verdiğimiz Avrupa Birliğinin, bugün, demokratik ve siyasî kriterler şeklinde ülkemize çeşitli engeller koyması da çok anlamlıdır.

Yasal statüsü ve haklar bakımından erkeklerden farklı olmamakla birlikte, uygulamada kadınların yasal haklarını yeterince kullanamamaları, ülkemizin gözden uzak tutulmaması gereken bir gerçeğidir.

Avrupa Birliğine katılma süreci içinde, uygulamaya dönük eksikliklerin önümüzdeki dönemde giderilmesi için, yönetsel, sosyal ve siyasal sorumluluk taşıyan kadın-erkek herkes, üzerine düşeni samimiyetle yerine getirmelidir.

Muhafazakâr demokrat siyasî temeller üzerine bina edilen Adalet ve Kalkınma Partisi, Seçim Beyannamesi ve Hükümet Programının doğal sonucu olarak, önümüzdeki beş yıllık dönemde, muhalefetin de desteğiyle, Türk kadınının toplumsal kalkınma ve siyasal temsilin yükselen değeri olacağına ve diğer birçok alanda olduğu gibi, ülke yönetiminde de hak ettiği yere ulaşacağına olan inancım tamdır. Ankara Kazan Köyü muhtarlığı görevinden Türkiye Büyük Millet Meclisine seçilen ve ilk kadın milletvekilimiz olan Satı Kadın’ın Türk siyasal hayatında yer aldığı zaman karşılaştığı güçlükleri yenmesinde her zaman desteğini bulduğu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kadınına verdiği önemi ve Türk kadını için layık gördüğü toplumsal yeri tarif eden şu sözleriyle konuşmama son vermek istiyorum: “Bir içtimaî heyetin bir uzvu faaliyette bulunurken diğer bir uzvu atalette olursa, o içtimai heyet mefluçtur… Kadınların asrın icabı olarak her hususta yükselmelerini temin için kadınlarımız da alim ve mütefennin olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir.”

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; kadının sosyal, iktisadî ve siyasal hayatta hak ettiği yeri almasında Meclisimizin tüm dünyaya örnek olacak çalışmalar yapacağına olan inancımı bir kez daha yineliyor, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum

()