20 Haziran 2012, TBMM Genel Kurulu, “Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Hakkında Genel Kurul Konuşması”

TBMM Genel Kurulu’nda, Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine başlandı. Genel Kurulu’nda konuşan AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Doç. Dr. Zeynep Karahan Uslu, birçok Avrupa Birliği ülkesinin akreditasyonlu insan hakları kurumu olmadığını Ak Parti Hükümetinin kurumsal yapılanmayı birçok ülkeden önce yapmasının gurur verici olduğunu söyledi. Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı ile ilgili genel kurulda söz alan Doç. Dr. Zeynep Karahan Uslu, sözlerine Hakkâri’de şehit olan askerlere başsağlığı dileyerek başladı. Uslu’nun konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Sayın Başkan

Değerli milletvekilleri

Türkiye İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyor, Hakkari’de şehit olan kardeşlerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, yaralı askerlerimize acil şifa diliyor, Yüce Heyetinizi saygı ile selamlıyorum.

Şüphesiz ki insan haklarını korumak ve geliştirmek devletlerin temel görev ve sorumluluğudur. Ancak Dünya ölçeğinde de bugün gündemimizde olan Türkiye İnsan Hakları Kurumu gibi ulusal nitelikli kurumların oluşturulmasına ancak 90’lı yıllardan sonra yaygınlaşmaya başlanmıştır.

Bu uygulamalar Birleşmiş Milletler eliyle teşvik edilmekte olup, BM Genel Kurulu’nun 20/12/1993 tarihinde kabul ettiği 48/134 sayılı Kararla, üye ülkeler bu tür kurumlar kurmaya ya da mevcut kurumlarını güçlendirmeye davet edilmiş ve anılan kararın ekinde de “Paris Prensipleri” olarak da bilinen, ulusal insan hakları kurumlarının statülerine ilişkin ilkeler yer almıştır.

Ancak halen AB üyesi ülkelerin % 30’unda yani 8 üye ülkede (Çek Cumhuriyeti, Estonya, Finlandiya, İtalya, Kıbrıs Rum Kesimi, Letonya, Lituanya, Malta) dahi ICC akreditasyonlu insan hakları kurumu yoktur.

Diğer bir ifadeyle AK Parti Hükümeti’nin insanı merkeze alan, hak temelli siyaset kavrayışının yansımalarından biri olarak, insan haklarının en üst düzeyde korunması ve geliştirilmesi hedefine hizmet edecek, ülkedeki demokratik dönüşümü güçlendirecek yeni bir kurumsal yapılanmayı birçok ülkeden önce oluşturma inisiyatifini sergilemesi gurur vericidir.

Bu arada söz gelmişken Paris Prensiplerinin ulusal insan hakları kurumlarını oluştururken ülkelerin uygulayacağı belirli bir modeli içermediği, ortaya konan genel ilkeler doğrultusunda ülkelerin kendi ihtiyaç ve özelliklerine en uygun yapılanmayı seçmesinin her devletin hakkı olduğunu kabul ettiği de ifade edilmelidir.

Bu bağlamda görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı çerçevesinde kurulacak Kurum’un bağımsızlığının ve etkinliğinin en üst düzeyde sağlandığı da belirtilmelidir. Kuruma, Devlet tüzel kişiliğinden ayrı özgün bir kamu tüzel kişiliği tanınmış, kamu tüzel kişiliğinin ve bağımsızlığının daha da güçlendirilmesi anlamında idarî ve malî özerklik sağlanmıştır. Keza Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nun özel bütçeli bir yapı şeklinde teşkilatlandırılması dünya ve AB ülkelerindeki uygulamalarla da uyumludur.

Türkiye İnsan Hakları Kurumu şüphesiz ki idare hukukunun ilke ve esaslarına göre herhangi bir bakanlık veya Başbakanlık ile mutlak surette ilişkili olmak durumundadır. Ancak bu noktada dahi bir kurum için en zayıf bağı ifade eden “ilişkili bir Kurum” olarak Başbakanlıkla ilişkili olarak tanımlanmış olması, Kurumun etkinliğinin ve özgürce çalışma yapabilme imkânının en üst düzeyde sağlanması adına önemlidir. Keza kurum gelirlerinin esasının genel bütçeden tahsis edilecek ödeneklerle oluşturması, bu durumda Kurumun kendine tahsis edilen gelirlerin harcanmasının takdir ve yetkisine sahip olması da aynı özgürlükçü bakışın mali boyuttaki yansımasıdır.

Yetkilendirme açısından Kurulun görevi esnasında bir suçun işlendiğini öğrenmesi halinde genel hükümlere göre işlem yapılabilmesi için gerekli gördüğünde Cumhuriyet Savcılarına ihbar veya şikâyette bulunabilmesine imkân tanınmıştır. Ayrıca vatandaşlarımızın Kuruma bireysel başvuru yapabilmesi hak arayışları adına görev alanını genişletici bir yaklaşımdır. Yani bu yapı insan haklarının korunması anlamında; işkence ve kötü muamele başta olmak üzere ihlalleri önleme, mücadele etme, bu amaca hizmet eden eğitimleri yürütme, gelişmeleri değerlendirme olarak ifade edebileceğimiz konularda pro aktif yaklaşım sergileme kadar, toplumdan gelebilecek tüm hak ihlallerine yönelik reaksiyonları değerlendirip gereğini yapma sorumluluğuyla da donanmıştır.

Kurul üyelerinin seçilme biçiminde de sosyal paydaşların sürece katkı vermesinin önü açılmış, alanda uzmanlık vazgeçilmez bir unsur olarak açıkça tanımlanmış, Barolar, Bakanlar Kurulu, YÖK, Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla üye yapısının çoklu kanallar üzerinden biçimlenmesine imkân tanınmıştır. Kurum mensuplarının görevlerini hiçbir tedirginlik yaşamadan yürütebilmeleri için Hâkim ve savcıların bağımsızlığı ve teminatına yönelik mevzuatımızda bulunan düzenlemenin bir benzeri Kurul üyelerinin tümü için sağlanmıştır.

Kurum bünyesinde görev yapacak olan İnsan Hakları Kurulu başta kamu kurumları olmak üzere tüm insan hakları ihlallerini bu yöndeki iddialar doğrultusunda inceleyecek ve kurumun hazırladığı raporlar, kurumlarca bilirkişi raporu olarak kabul edilecektir. Bir diğer ifadeyle artık konu ile ilgili tüm kamu kurumlarının bir insan hakları karnesi olacaktır. Ve bu karne kamuoyuyla da paylaşılmak suretiyle ‘şeffaflık’ ilkesi bu alanda ileri bir düzeye erişecektir.

İnsan Hakları Kurulu kuruluşunu müteakip geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa Cezaevi’nde yaşanan elim hadiseyle bir kez daha gündeme gelen cezaevlerindeki şartların değerlendirilmesinden, koruma altındaki bireylerin yaşam koşullarının değerlendirilmesine değin geniş bir yelpazede çalışmalarını yürütülecektir. Keza bu trajik hadisede hayatını kaybedenlere rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyor, bu kurumun bir daha asla böyle acıların en ufak boyutta dahi meydana gelmemesi için AK Parti Hükümeti’nin konuya yönelik samimi sahiplenişin yansımalarından biri olarak değerlendirilmesi gerekliliğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Keza Kurulun sivil toplum kuruluşları ile düzenli istişarelerden, hak ihlallerinin giderilmesine yönelik kampanya ve programlar yürütmeye değin geniş bir yelpaze üzerinde işbirliği modelleri oluşturma sorumluluğu ile donatılmış olması da ayrıca önemlidir. Böylelikle katılımcı bir çalışma üslubu hukuki teminat altına alınmıştır.

Ancak burada asıl göz önüne alınması gereken Türkiye’nin demokratikleşme anlamında yaşadığı büyük değişimdir. Bu ülkede insan hakları konusunda son 10 yılda ”sessiz devrim” olarak nitelendirilecek bir dizi hukuk reformu AK Parti Hükümeti’nin inisiyatifi ile bir bir gerçekleştirilmiştir. Pek çok düzenlemenin yanı sıra gelişmiş demokrasilerde insan hakları alanında gerek şart olarak öngörülen dört ana kurumsal mekanizmadan biri olan Kamu Denetçiliği Kurumu Parlamentomuzca çok kısa bir süre önce yasal zemine kavuşturulmuştur. Diğer İnsan Hakları Ulusal Kurumu ve Ulusal Önleme Mekanizması yapıları bu tasarının kabulü ile ihdas edilmiş olacaktır. Bir diğeri olan Eşitlik Kurumunu oluşturmak içinde Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulu Kanununa yönelik çalışmalar devam ediyor ve umuyorum ki o da en kısa sürede Meclis gündemine getirilecektir.

Ve elbette bu sürece somut katkı sunacak olan yapılarla da yetinilmemekte örneğin kolluk şikâyet sisteminin daha etkili ve hızlı işlemesini sağlamak, saydamlığını, güvenirliliğini geliştirmek üzere Kolluk Gözetim Komisyonu’nun kuruluşuna yönelik tasarı da yasalaşmak üzere Parlamentomuzun gündemindedir.

Ve bu ve benzeri gelişmeler yaşanırken aslında pek çok paralel süreç birlikte yürümekte, çok kültürlü, çok etnisiteli, çok dilli bir Türkiye adına kültürel haklar alanında da güzel şeyler olmaktadır. İşte bakın yıllarca bu topraklarda Kürtçe şarkı dinledi diye vatandaşına suç işledi muamelesi yapan Ceberrut Devlet’ten eğitim kurumlarında talep doğrultusunda bu ülkede konuşulan ve bu ülkenin zenginliği olan tüm dillerin öğrenilebileceği bir anlayışa böyle geçilmektedir. Ve insan odaklı siyaset, ‘Halkına Hizmetkâr Garson Devlet’ anlayışı işte bu bütüncül anlayış çerçevesinde hâkim kılınmaktadır diyor.

Türkiye’nin AK Parti Hükümetleri ile birlikte stratejik vizyonunu dönüştürmüş, vatandaş odaklı siyasete sonuna kadar sahiplenmeye devam edecek bir ülke olduğunu vurgulayarak,

İstikrarlı, kendi toplumuyla, toplumun talepleriyle, değerleriyle, beklentileriyle çatışarak değil hedef birliği yaparak ilerleyen Türkiye’nin demokrasiye yolculuğu güçlenerek sürecek, çok kültürlü, çok sesli, çok dilli bir Türkiye’de insan hakları yeryüzünün en barışçıl silahı olacak,

Ve bizi silahlar değil barış koruyacak diyor, Yüce Meclisi saygı ile selamlıyorum.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>