Cenazede ‘değişen’ kültür! – ZAMAN

Yerli değerlerin kenara itildiği cenazelerde, mum yakma, alkışlama ve kadın-erkek beraber saf tutmalar gittikçe yaygınlaşıyor. Artık bazı gruplar hayat tarzlarını, cenazelerinde deklare ediyor.

Son yıllarda, özellikle ünlü simaların cenaze törenlerinde karşımıza çıkan manzaralar, dini ve kültürel bir değişim ile toplum kesimleri arasındaki farklılaşmayı gündeme getiriyor. Bu konudaki ilk örneklerden olan Uğur Mumcu’nun cenaze töreni, bildiğimiz kültürel unsurların dışında gerçekleşti. Törende mumlar yakıldı ve ağıtlar söylendi. Mumcu’dan sonra vefat eden diğer ünlü gazeteci ve sanatçıların cenaze törenlerinde de benzer manzaralar yaşandı. Zeki Müren, Ahmet Taner Kışlalı, Barış Manço ve son olarak Kemal Sunal’ın cenaze törenlerinde mumlar yakıldı, son görevde, kadınlar erkeklerle beraber saf tuttular, katılımcılar siyah elbise ve siyah gözlükleriyle boy gösterdi ve cenazeyi alkışladılar. İmamlar talkınları tiyatro salonlarında veya kültür merkezlerinde verdiler.

Camiden camiye fark var

Daha spesifik örnekler olan Konca Kuriş ve Güven Erkaya’nın cenaze törenlerinde ise özellikle dikkati çeken, kadınlar ve erkeklerin beraber cenaze namazı kılmalarıydı. Bu durumun ‘laik’ olarak adlandırılan kesimin cenaze namazlarında gittikçe yaygınlaşması da gözden kaçmıyor. Hatta yine ‘laik’ diye adlandırılan kesime ait cenazeler için belirli camiler kullanılıyor. Bunlardan öne çıkanları Levent ve Teşvikiye camileri. Geleneksel motiflerden daha arınmış ve daha modernist bir görüntü veren bu camilerde, kadın ve erkeklerin beraber saf tutması çevre tarafından da yadırganmıyor.

Cenaze törenlerinde hem İslami, hem de geleneksel motifler açısından en önemli özellik, cenaze namazına ‘sevabına nail olmak isteyen’ bütün Müslümanların katılabilmesi. Yani cenazesi kılınan kişiyi, namazı kılanların tanımaları, ona hısmi veya fikri yakınlık duymaları öncelikli tercih değil. Son dönemlerde yerleşen cenaze namazı alışkanlığında ise bu önemli kültürel motifimizin de yitirildiğini gözlemlemek mümkün. Çünkü özellikle tanınmış ve resmi sıfatı olan insanların Levent’teki cenazesine, belirli maddi ve manevi özelliklere sahip insanlar katılabiliyor.

Kültürel unsurlar revize ediliyor

Cenaze törenlerinde yaşanan bu değişim, toplum kesimleri arasındaki bir ayrışmayı da gündeme getirdi. Buna en sıcak örnek Kemal Sunal. Sanatçı için İstanbul’da düzenlenen cenaze merasimi ile memleketi Malatya’daki organizasyon iki farklı kültürü yansıttı. Toplumun elit olarak nitelenen kesimlerinin artık kendilerine özgü bir cenaze kültürü var. Konuyu Radikal’de irdeleyen Dr. Hasan Bülent Kahraman, kültürel farklılaşma ile beraber yine ünlülerin cenazelerinde meydana çıkan, ‘tapınma ve dövünme’ süreçlerine işaret ediyor. Ünlü isimlerin cenazelerindeki davranış dilinin ‘laik semboller’ içerdiğini vurgulayan Kahraman, klasik Müslüman geleneğe ait öğelerin revize edilerek kullanıldığını vurguluyor. Örneğin cenaze namazı yine kılınıyor; ama kadınlarla beraber.

Ahmet Turan Alkan ise Zaman’daki köşesinde bu durumu, “… Bu memlekette ‘cenaze adabı’ diye bir şey henüz teessüs etmemiş midir ki garip arayışlar içine giriyoruz?.. Bölücülüğe karşı hassasiyetimiz müthiş; peki, cenazede ‘yeni usul’ çıkarmak neyin nesi? Başka hayat tarzı üzre bulunduğunuzu deklare etmenin cenazeden başka mahalli kalmadı mı?” sözleriyle eleştiriyor. Alkan’ın, ‘başka hayat tarzı’ ifadesiyle gündeme getirdiği mesele üzerine kafa yoran bir isim de, Dokuz Eylül İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın.

Cenazede ideoloji olmaz

Konuyu öncelikle, ‘ideolojik’ cenaze namazları çerçevesinde değerlendiren Prof. Dr. Mehmet Aydın, cenaze törenlerinin toplumun başka kesimlerine mesaj verilmesi amacıyla kullanılmasının doğru olmadığını kaydetti. Bazı cenaze törenlerinde, ‘Bu ölü bizim ölü.’ tavrı olduğuna işaret eden Aydın, şöyle devam etti: ” İdeolojik yaklaşım ölüm ilanlarına bile yansıyor. Normalde ölüm ilanında Allah’tan rahmet dilenir. İdeolojik ilanlara baktığınız zaman bir ahiret inancı ve rahmetle anmaktan ziyade, bu dünyaya yönelik mesaj görüyoruz. ‘Seni unutmadık savaşımız sürüyor.’ gibi. Cenazede hiç slogan olmaması gerekirken, bazı cenazelerde ideolojik sloganlar atılıyor. Cenazeye gidenlerin ölen kişinin fikrinde olması da gerekmez. Artık ideolojik yaklaşımlardan dolayı cenazelere gitmeme eğilimi oluşuyor. Bu çok yanlış. Cenazeyi biraz öteki dünyaya ait görüp bu dünyadaki ideolojik darlıklarımız için kullanmamak gerekir. Cami evrenseldir. Belli bir dini yorumun hizmetine bile veremezsiniz. Cenaze de aynı şekildedir. Cenazeleri evrensellik boyutunda bırakmak lazım.”

Bazen vefat eden bir ailenin çocuğunun, ailenin diğer bireylerinden farklı dünya görüşüne sahip olabildiğinin altını çizen Aydın, “Vefat eden kişinin arkadaşlarının, cenazeyi ideolojik açıdan sahiplenmeleri, bırakınız o sırada namaz kılmak için camiye giden herhangi bir mümini, cenaze sahiplerini bile rahatsız ediyor.” ifadesini kullandı.

İslamiyet’te cenazeye ait temel şartın, farz–ı kifaye olan cenaze namazını kılmak olduğuna işaret eden Prof. Dr. Aydın, bunun ötesinde cenaze törenlerine eklenen unsurların geleneklerle bağlantılı olduğunu kaydetti. “Peygamber uygulamasında cenaze namazı kılınır ve büyük bir sessizlik içinde defnedilir.” diyen Aydın, dine aykırı olmayan, geleneğe ait unsurların cenaze törenlerinde kullanılmasının da sakıncalı olmadığına işaret etti.

Cenazelerde insanların üzüntülerini giderme ve psikolojik rahatlama mekanizması olarak kullandıkları ağıt yakma olayının da kültürel bir unsur olarak kurumlaştığına işaret eden Aydın, törenlerdeki farklı tavırlarda niyetin önemli olduğunu belirtti. Bu noktada cenazenin alkışlanmasını örnek veren Prof. Dr. Aydın, “Sanatçı arkadaşlarıma sordum. Bunu sahneden hep alkışlanarak inen sanatçının, dünyadan ayrılırken de alkışlanması düşüncesiyle yaptıklarını söylediler. İyi niyetli bir yaklaşım.” dedi.

Kültürel yabancılaşmanın sonucu

Cenaze törenlerinde son yaşanan örnekleri değerlendiren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi sosyolog Dr. Zeynep Karahan Uslu da, “Pek çok alanda örneklerini her an tespit edebileceğimiz kültürel bir yabancılaşmanın, insanoğlunun son teslimiyet noktasında dahi kendini gösterdiğine şahit oluyoruz.” tespitini yaptı.

Cenaze törenlerindeki yeni manzaraların, toplumun belli kesimlerinde modern, laik ve Batılı bir yaşama kültürünün benimsendiğine işaret ettiğini kaydeden Dr. Uslu, şunları söyledi:

‘Topluma benimseten medya’

“Toplumca benimsenen kişilerin vefatları sonrasında yakınları bu tür cenaze törenlerini tercih ediyor. Bu tercihler toplum tarafından da kolaylıkla kabulleniliyor. Bu yeni cenaze kültürüne yönelik itirazsız kabulün, bir başka söyleyişle yabancılaşmanın ortaya çıkışında ise özellikle yaygın medyanın önemli bir rolü var. Tutum ve davranışların benimsenmesinde toplumsal çevre, bireysel özellikler gibi diğer faktörlerle birlikte medya da etkili olmaktadır. Günümüz insanı hangi değer yargılarını onaylacağını, hangi tutumları benimseyeceğini ağırlıklı olarak medyadan öğrenmektedir. Ve yaygın medya haber aktörleri vasıtasıyla bu kabulün sağlanmasını, tarihsel misyonuyla uyumlu bir biçimde kolaylaştırmaktadır.”

Ölümün, insanoğlunun dinin kuralları karşısında en fazla teslimiyet gösterdiği durumlardan biri olduğunu kaydeden Dr. Uslu, “Ölümün ve onun geleneksel ritüellerinin karşısına yeni ve Batı referanslı bir ritüeller dizisi çıkarılmakta, bu ritüeller medya eliyle topluma benimsetilmekte, diğer bir söyleyişle yaygın medya bu olayları yansıtma ve yaygınlaştırma biçimiyle toplumu modernleştirme görevini bir kez daha başarıyla icra etmektedir.” tespitini yaptı. (Zafer ÖZCAN)